Ey muhib (Seven)!
Hz. Mevlânâ (k.s.) buyurur:
“Zikir, heyecan gösterip gürültü patırtı yapmak değildir. Bizim zikrimiz mezkûrumuza bağlanmaktır. Mezkûrunda kaybolan kişi zâkirdir. Kendinden geçer ve Hak’la hâzır olur.”
Fenâ-fillâh kapısından girdikten sonra bir sonraki basamak zikirdir. Çünkü fenâ “ben”i eritir; zikir ise eriyen gönlü Allah’la doldurur. Zikir, kul ile Rabb arasındaki en tatlı sırdaşlıktır. Dil susar, kalp konuşur; kalp susar, ruh kanatlanır.
Kur’ân-ı Kerîm’de Rabbimiz buyurur:
“Beni anın ki Ben de sizi anayım.” (Bakara, 152)
“Kalpler ancak Allah’ı zikretmekle huzur bulur.” (Ra’d, 28)
Hadis-i şerifte de:
“Allah’ı zikredenlerle Allah da onları zikreder.” (Buhârî-Müslim)
“Zikir meclisleri cennet bahçeleridir.” (Tirmizî)
Evliyâullah ne güzel söylemiş:
İmam-ı Rabbânî (k.s.) buyurur: “Zikir, kalbin pasını siler; pas silinince nur zuhur eder.”
Abdülkâdir Geylânî (k.s.) ise: “Zikir ile meşgul olmayan kalp, ölü bir kalptir.” der.
Zikrin Merâtibi
Tasavvuf âlimleri zikri üç ana mertebede beyan etmişlerdir:
1. Zikr-i Lisân (Cehrî Zikir)
Dil ile, sesle yapılan zikirdir. “Allah Allah”, “Lâ ilâhe illallah”, tesbih… Başlangıç yolcusuna en kolay kapıdır. Sevabı açıktır, cemâatle yapıldığında nuru çoğalır. Fakat yalnız dil ile kalırsa, kalbe inmezse eksik kalır.
2. Zikr-i Kalb (Kalbî Zikir)
Dil susar, kalp “Allah” der. Her nefeste, her atışta… Bu mertebede zâkir, zikrettiğini unutur; sadece zikredilen kalır. Kalp bu zikirle yumuşar, pası kalkar, nurla dolar. Hz. Mevlânâ (k.s.) bu zikri ömrü boyunca terk etmemiştir.
3. Zikr-i Sır / Ruh / Hafî
En yüksek mertebe. Kalp ve dil çoktan susmuştur. Zikreden, zikir ve zikredilen bir olur. Burada “ben” diye bir şey kalmaz. Sırda ilâhî sırlar açılır, ruhta müşâhede başlar. Nakşibendî yolunda letâif-i hamse ile, Mevleviyye’de ise semâ sırasında bu hafî zikir yaşanır. Semazen dönerken aslında ruhuyla zikreder; kainatın bütün zerreleri gibi…
Hz. Mevlânâ’ya sormuşlar:
“Efendim, neden dönerek zikrediyorsun?”
Cevabı müthiş:
“Bana dönerek Allah’ı zikretmeyen bir nesne gösterin ki, ben de dönmeyeyim…”
Divan-ı Kebir’de buyurur:
“Zikir düşünceyi harekete geçirir, zikri şu donmuş fikre bir güneş yap.”
"Cenâb-ı Hakk'ı zikret de, şeytanın sesini bastır..."
Yine şöyle buyurur:
"Allah'ımız "Allah'ı zikrediniz" diye izin verdi. Bizi ateş içinde gördü de nûr ihsan etti."
Mevlevî Usûlünde Zikir
Her tarîkatın bir zikri vardır. Mevlevîlerin zikri İsm-i Celâl’dir: “Allah Allah”.
Derviş önce kelime-i tevhid çeker, sonra İsm-i Celâl’e başlar. Dergâhta topluca, tek başına tenhada… Sabah namazından sonra, ihya gecelerinde, kandil ve yatsıdan sonra yapılır.
Bir derviş sormuş: “Efendim, diğer tarîkatlar başka esmâ ile zikir yapıyor, biz sadece ‘Allah’ diyoruz.”
Hz. Mevlânâ âyetle cevap vermiş:
“Eleysallâhu bikâfin abdehû = Allah kuluna yetmez mi?”
Bu sözde hem lafız hem mânâ murâd olunmuş. Çünkü “Allah” ismi, bütün esmâyı câmidir.
Sema ise Mevlevî’nin en güzel hafî zikridir. Ney’in feryadı, kudümün vuruşu, semazenlerin devrânı… Hepsi birlikte “Allah” der. Vecd yok, na’ra yok; vekâr ve huşû esastır.
Zikir ile Kalbin Etkileri
Zikir kalbi değiştirir.
- Pasını alır, nurlandırır.
- Korkuyu giderir, huzur getirir.
- Nefsi susturur, ruhu diriltir.
İki zikir (lisânî ve kalbî) bir olunca, salikin sülûkunda kemâl hâsıl olur. Dil “Allah” der, kalp “Allah” der, sırda ise sadece “Allah” kalır.
Dua
Ey Rabbim!
Bizi zikredenlerden, zikrinle huzur bulanlardan eyle.
Dilimizi, kalbimizi, sırrımızı Senin İsm-i Celâlinle doldur.
Mevlânâ’nın, Şems’in, bütün Mevlevîlerin himmetiyle…
Bizi fenâdan bekâya, bekâdan vuslata ulaştır.
Âmin…
Sevgili gönül dostu,
Zikrin çeşitleriyle kalbimizin kapılarını araladık… Dil, kalp ve sır bir olup “Allah” dedik.
Şimdi ise yolun bir başka inceliğine, halvet ile uzlet arasındaki o ince farka dokunmanın vakti geliyor. Kalbin yalnızlığında ve âlemin içinde nasıl hem “çekilip” hem de “içinde” kalabileceğimizi, tasavvuf büyüklerinin izinde birlikte keşfedeceğiz.
Serinin devamı için blogu takip etmeyi ve bildirimleri açmayı unutma. Gönül yolunda basamak basamak ilerlerken seni de yanımızda hissetmek en büyük ilhamımız…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.