26 Haziran 2018 Salı

NESEB-İ MEVLÂNÂ KS.


Hz. Ebû Bekir'den (r.a) Hz. Mevlânâ'ya (k.s) kadar olan bu mübarek soyun hayatlarının konu edildiği bir video. (anlatımsız)

Detaylarına girmeden Hz. Mevlânâ ks. efendimizin mübarek soyları şu şekildedir:

Hazreti Ebû Bekr (r.a)
onun oğlu Abdurrahman
onun oğlu Hammad
onun oğlu Mutahhar
onun oğlu Müseyyeb
onun oğlu Sâbit
onun oğlu Mevdûd
onun oğlu Mahmûd
onun oğlu Ahmed Hatîbî
onun oğlu Hüseyin Hatîbî
onun oğlu Sultânü'l- Ulemâ Bahâeddin Veled Ks.
onun oğlu Muhammed Celâleddîn el-Belhî er-Rûmî Ks.
onun oğlu Bahaeddin Veled Ks.

onun oğlu Ulu Ârif Çelebi Hazretleridir. Hz. Ulu Ârif Çelebi'ye Hz. Mevlânâ çok kıymet vermiştir. Ârif-i Billâh dünyaya geldiğinde, annesinden alınıp gecenin geç vaktinde dedesi Hz. Pîr'e götürülmüş. Hz. Pîr o kadar sevinmiş ki, üç gün üç gece sema' tertip etmiş. Hz Mevlânâ onun ricâlullahtan olacağını işaret etmiş ve dikkat edip korunmasını annesi Fâtıma Hatun'a tembih buyurmuştur. Sultan Veled hazretlerinin 13 çocuğu olmuş ve hiçbirinin ömrü uzun olmamıştır.

Daha detaylı yazı için bkz. ------->Aşk Yolunun Kandilleri: Silsile-i Mevleviyye

LAVANTA BAHÇELERİ

LAVANTA BAHÇELERİ


Bu video, özellikle son dönemde popülaritesini iyice arttıran, lavanta bahçeleriyle ünlü, Isparta iline bağlı Kuyucak köyüne yaptığım geziye ait bir videodur. Eğer bu köye giderseniz doğal olarak sizi karşılayacak olan ilk şey masmavi renkleriyle lavanta bahçeleri olacak. Ayrıca yol kenarlarında köylüler tarafından kurulmuş küçük tezgahlarda sizlere sunulan lavan ve buna bağlı envâi çeşit ürünü bulabilir, hediyelik olarak satın alabilirsiniz. Yeme içme konusunda ise, yine köylülerin yol kenarlarında yaptıkları ve satışa sundukları lezzetli börekler ile karnınızı doyurabilirsiniz. Çaysız olmaz diyenlere böreklerin yanında çay da alabilir.

16 Haziran 2018 Cumartesi

Ferîdüddin Attâr Hazretleri: Aşkın Eczacısı, Ruhların Şairi (k.s) (540/1145 – 627/1221)

Yâ Hazreti Mevlana Yazısı- Feridüddin Attar
    HAYATI VE YOLCULUĞU    Tam adı Ferîdüddîn Muhammed b. İbrahim’dir. Nişabur’da doğmuş, orada yaşamış ve orada Rabbine kavuşmuştur. “Attâr” lakabı, babasından devraldığı ve uzun yıllar bizzat yaptığı attârlık (eczacılık) mesleğinden gelir. Hem eczacı hem de hekimdi. Fesahat ve belâgatı dillere destandı. Hikmetli sözlerini genellikle şiir ve beyit hâlinde söylerdi; bu yüzden kendisi de bazı şiirlerinde “ben şairim” demiştir.
    Küçük yaşlardan itibaren evliyaullah ve ulemâya karşı büyük bir muhabbet beslemiş, bu muhabbet onu tasavvuf yoluna sevk etmiştir. Zahirî bir mürşidi olup olmadığı tartışmalıdır; umumî kabul, onun Üveysî yolda olduğudur. Eserlerinde “devleti onda buldum” diyerek çokça yâd ettiği Ebû Saîd-i Ebû’l-Hayr’dan (k.s) mânevî terbiye aldığına inanılır.
    Tasavvufa girişi ise ibretlik bir hâdise ile olmuştur:
    Bir gün dükkânında ilaç hazırlarken bir derviş kapıya gelir, birkaç kez “Allah rızası için bir şey ver” der. Attâr işine dalmış, aldırmaz. Derviş sorar:

    “– Ey efendi, sen nasıl öleceksin?”

    Attâr: “– Senin gibi öleceğim.”

    Derviş: “– Benim gibi ölebilir misin?”

    Attâr: “– Evet, olurum.”
    Bunun üzerine derviş elindeki çanak çömleği başının altına koyar, bir “Allah” çeker ve ruhunu teslim eder. Bu hâli gören Attâr’ın dünyası değişir; dükkânını terk eder, malını mülkünü dağıtır ve Hakk yoluna koyulur.
    O günden sonra devrin büyük velîleriyle sohbet etmiş, zikir ve ilim meclislerinde bulunmuştur.    Hazret-i Mevlânâ ile Tarihi Karşılaşma    Belh’ten Konya’ya göç eden Bahaeddin Veled (Sultanü’l-Ulemâ) ve kafilesi Nişabur’a uğradığında, Attâr onları karşılar. Kafilede önde Bahaeddin Veled, hemen arkasında küçük yaştaki oğlu Mevlânâ Celâleddin yürümektedir. Attâr, ferasetiyle Mevlânâ’daki nûru görür birden ve o meşhur sözü söyler:
    “Bir okyanus, bir denizin arkasından gidiyor!”
    Mevlânâ’ya Esrârnâme’sini hediye eder. Mevlânâ ömrü boyunca Attâr’a derin bir muhabbet beslemiş, dergâhında onun eserlerinin okunmasını istemiş, hatta Mesnevî’nin yazılmasına ilham kaynağı olmuştur.
    Mevlânâ’nın Attâr hakkındaki bazı sözleri:
  • “Attâr aşkın yedi şehrini dolaştı, biz daha bir sokakta kaldık.”
  • “Her ne söyledimse Attâr’dan işittim.”
  • “Söz söylemede Attâr’ın uşağıyım, kölesiyim.”
    Şehadeti    Moğol istilâsı sırasında Nişabur’u talan eden askerlerin eline esir düşer. Yaşlıdır, 114 veya 124 yaşlarındadır.
    Bir Moğol onu öldürmek ister. Başka biri:

    “– Bunu bırak, sana 1000 akçe veririm” der.

    Attâr: “– Satma, daha fazlasını verirler” der.
    Bir başkası: “– Bir çuval saman veririm” deyince Attâr tebessüm eder:

    “– İşte şimdi sat, çünkü ben ancak bir çuval saman ederim, fazlasına değmem.”
    Bu söz üzerine öfkelenen Moğol kılıcını çeker ve Attâr’ı şehit eder.
    Rivayete göre kesik başı eline alır, yarım fersah koşar ve bugünkü türbesinin bulunduğu yere gelip oracıkta ruhunu teslim eder.    BAZI ESERLERİ    Attâr, hem tasavvufun hem Fars edebiyatının zirve isimlerinden biridir. Aşkı anlatırken insanın içini yakar, tevazuyu anlatırken dağları utandırır.
    Ruhun şâd, makamın âlî olsun ey Attâr-ı bî-çâre-perver.
    Sizde Ferîdüddin Attâr hazretleriyle ilgili bir hâtıranız, bir dörtlük ya da bir duygu varsa yorumlarda bizimle paylaşın, gönül dostları bir araya gelsin