9 Aralık 2018 Pazar

MEVLEVÎLER-MEVLEVÎS & PAİNTS Turkish&English (1)

Görüntünün olası içeriÄŸi: 4 kiÅŸiGörüntünün olası içeriÄŸi: 4 kiÅŸiBir grup İstanbul Mevlevî şeyhi: Yenikapı Mevlevîhânesi postnişîni Mehmed Celâleddin Dede (sol başta yerde oturan); Bahariye Mevlevîhanesi postnişîni Hüseyin Fahreddin Dede (ortada oturan); ve Galata Mevlevîhânesi postnişîni Mehmed Ataullah Dede (sağ başta oturan), 19. yüzyıl sonları.

A group of Mevlevî  sheikhs, from İstanbul: Mehmed Celâleddin Dede (sitting on the floor from left), postnişîn of the Mevlevîhâne of Yenikapı; Hüseyin Fahreddin Dede (sitting at the middle), postnişîn of the Mevlevîhâne of Bahariye and Mehmed Ataullah Dede (sitting from right), postnişîn of the Mevlevîhâne of Galata, end of the 19th century.





Galata Mevlevîhânesi postnişîni Mehmed Ataullah Dede.
Mehmed Ataullah Dede, postnişîn of Galata, and his dervishes.

Sadreddin Çelebi, 19. yüzyıl sonları.
Sadreddin Çelebi, and of the 19th century.

Bahariye Mevlevîhânesi postnişîni Hüseyin Fahreddin Dede, 19. yüzyıl sonları.
Hüseyin Fahreddin Dede, postnişîn of the Mevlevîhâne of Bahariye, end of the 19th century.

Konya Mevlevî Âsitanesi postnişîni Veled Çelebi (İzbudak).
Veled Çelebi (İzbudak) postnişîn of the Mevlevî Âsitane of Konya

1

2
(1)Sultan Reşad'ın şehzâdeleriyle birlikte Yenikapı Mevlevîhânesi'ni ziyaretleri. Padişahın arkasında Şehzâde Ahmed Ziyaeddin Efendi ve Şehzâde Ömer Hilmi Efendi.

İstanbul 1331/1913
Foto: Resne Fotoğğrafhanesi
Baki Baykara Arşivi

Sultan Reşad's visit of the Mevlevîhâne of Yenikapı in the company of his crown princes. Behind the Sultan, Şehzâde Ahmed Ziyâeddin Efendi and Şehzâde Ömer Hilmi Efendi are discemed.

İstanbul 1331/1913
Photograph: Resne Fotoğrafhanesi
Baki Baykara Archive

(2)Sultan Reşad'ın Cenaze Töreninde Mevlevîler, 3 Temmuz 1918, Dolmabahçe Sarayı Kolaksiyonu.
Mevlevîs at the funeral ceremony of Mehmed V Reşad, 3 July 1918, Dolmabahçe Palace Collection.

Galata Mevlevîhânesi postnişîni Mehmed Ataullah Dede ve dervişleri, 19. yüzyil.
Mehmed Ataullah Dede, postnişîn of the Mevlevîhâne of Galata, and his dervishes, 19th century.

Galata Mevlevîhânesi'nde bir grup Mevlevî dervişi, 20. yüzyıl başları.
A group of Mevlevî dervishes at the Mevlevîhâne of Galata, beginning of the 20th century.

İstanbul 9. yüzyıl sonu-20. yüzyıl başı
Ekrem Işın Arşivi

İstanbul Late 19th-early 20th century
Ekrem Işın Archive

Sehpa üzerinde destarlı Mevlevî sikkesi
19. yüzyıl
Kağıt üzerine guvaş boya ve altın yaldız
Sadberk Hanım Müzesi.

Mevlevî sikke (conical cap) with destar (sash) on a low table
19. century
Gouache and gilding on paper
Sadberk Hanım Museum.

"Yâ Hazret-i Mevlânâ/Lâilâhe illallah/Muhammed Resûlullah/Yâ Hazret-i Mevlânâ Hû"
1288/1872
Kâğıt üzerine guvaş boya ve altın yıldız
Hattat: Said el-Mevlevî
Suna ve İnan Kıraç Koleksiyonu

"Yâ Hazret-i Mevlânâ/Lâilâhe illallah/Muhammed Resûlullah/Yâ Hazret-i Mevlânâ Hû"
1288/1872
Gouache and gilding on paper
Calligrapher: Said el-Mevlevî
Suna and İnan Kıraç Collection





"Yâ Hazret-i Şeyh Mevlânâ dost Kaddes-Allahu sırrâhu"
1243/1828
Kâğıt üzerine guvaş boya ve zerefşân yaldız
Hattat: Hafız Süleyman Hulusî
Sadberk Hanım Müzesi

"Yâ Hazret-i Şeyh Mevlânâ dost Kaddes-Allahu sırrâhu"
1243/1828
Gouache and gold sprinkling (zerefşân) on paper
Calligrapher: Hafız Süleyman Hulusî
Sedberk Hanım Museum

"Yâ Hazret-i Mevlânâ Kaddese sırrâhu"
19. yüzyıl
Kâğıt üzerine guvaş boya ve yaldız
Hattat: Ömer el-Mevlevî
Sadber Hanım Müzesi

"Yâ Hazret-i Mevlânâ Kaddese sırrâhu"
19th century
Gouache and gilding on paper
Calligrapher: Ömer el-Mevlevî
Sadber Hanım Museum

"Yâ Hazret-i Ahmed el-Rifâ'î
Yâ Hazret-i Mevlânâ
Yâ Hazret-i Hacı Bektaş-ı Velî"

19. yüzyil
Kağıt üzerine guvaş boya ve yaldız
Hattat: Mehmed Rıf'at
Suna ve İnan Kıraç Koleksiyonu,1860

"Yâ Hazret-i Ahmed el-Rifâ'î
Yâ Hazret-i Mevlânâ
Yâ Hazret-i Hacı Bektaş-ı Velî"

19th century
Gouache and gilding on paper
Calligrapher: Mehmed Rıf'at
Suna and İnan Kıraç Collection, 1860

"Sırr-ı men arefe vâsıl olam dersen sıdk ile bendesi ol Hazret-i Mevlânâ'nın
Giyen şeref buldu sikkesini, oldu ser bülend âlemde, erdi dil minâre külâhla şerefe"

19. yüzyil
Kâğıt üzerine guvaş boya ve altın yaldız
Sadberk Hanım Müzesi

"Sırr-ı men arefe vâsıl olam dersen sıdk ile bendesi ol Hazret-i Mevlânâ'nın
Giyen şeref buldu sikkesini, oldu ser bülend âlemde, erdi dil minâre külâhla şerefe"

19th century
Gouache and gilding on paper
Sadber Hanım Museum

Mevlevî tac-ı şerifi

19. yüzyılın 2. yarısı-20. yüzyıl 1. çeyreği Ahşap, pirinç, karton, desenli kağıt ve kumaş
Baki Baykara Koleksiyonu

Mevlevî tac-ı şerifi

Second half of the 19th century-First guarter of the 20th century
Wood, brass, cardboard, textured paper, and fabric.
Baki Baykara Collection


Soyağacı ve tarikat silsilesi

24 Zilhicce 1329/21 Aralık 1911
Kâğıt üzerine kâğıt aplike ve guvaş boya
Ressam: Derviş İsmail Kemâleddin İbn-i Salâheddin bey
Baki Baykara Koleksiyonu

Family tree and silsile (geneology) of tarikat

24 Zilhicce 1329/21 December 1911
Paper appliquê and gouache on paper
Painter: Derviş İsmail Kemâleddin ibn-i Salâheddin Bey
Baki Baykara Collection

"Yâ Hazret-i Mevlânâ Kaddese sırrâhu"

19.yüzyıl
Kâğıt üzerine guvaş boye va altın yaldız
Hattah: Ali Talibî
Sadberk Hanım Müzesi

"Yâ Hazret-i Mevlânâ Kaddese sırrâhû"

19th century
Gouache and gilding o paper
Calligrapher: Ali Talibî
Sadberk Hanım Museum

"Yâ Hazret-i Mevlânâ"

19. yüzyıl
Kâğıt üzerine altın ve gümüş yaldız
Hattat: Şükrî
Sadberk Hanım Müzesi

"Yâ Haret-i Mevlânâ"

19th century
Gold and silver gildinğ on paper
Calligraper: Şükrî
Sadberk Hanım Museum


Galata Mevlevîhânes'inde semâ

İstanbul
15 Zilkâde 1305/24 Temmuz 1888
Kâğıt üzerine guvaş boya
Ressam: Kaptan-ı Deyâ Hacı Ahmed Vesim Paşa (1824-1910)
Suna ve İnan Kıraç Koleksiyonu.

Semâ at the Galata Mevlevîhâne of Galata

İstanbul
15 Zilkâde 1305 AH/ 24 July 1888 AD
Gouache on paper
Suna and İnan Kıraç Collection

 19. yüzyıl sonu-20.yüzyıl başı
Kat' (Kâğıt oyma)
Suna ve İnan kıraç Koleksiyonu

Late 19th-early 20th century
Katı' (paper carving)
Suna ve İnan Kıraç Collection

"Aman Allah"

19.yüzyıl 2. yarısı-20. yüzyıl 1.çeyreği
Katı' (Kâğıt oyma)
Baki Baykara Kolaksiyonu

"Aman Allah"

Second half of the 19th century
Katı' (paper carvin)
Baki Baykara Collection

"Yâ Hazret-i Mevlânâ Dost Kaddes-Allahü sırrâhu'l-Âli"

1334/1915-16
Kâğıt üzerine siyah mürekkep, guvaş boya ve yaldız
Hattat: Suud el-MevlevÎ (1882-1948)
Emin Barın Koleksiyonu

"Yâ Hazret-i Mevlânâ Dost Kaddes-Allahü sırrâhu'l-Âli"

1334/1915-16
Black ink, gouache and gilding on paper
Calligrapher: Suud el-Mevlevî (1882-1948)
Emin Barın Collection.

"Yâ Hazret-i Mevlânâ Kaddese sırrahu'l-Âzîz"

1324/1906-07
Hat: Celî tâ'lik
Kâğıt üzerine guvaş boya ve altın yaldız
Hattat: Sami Efendi (1837-1912)
Sakıp Sabancı Müzesi.

"Yâ Hazret-i Mevlânâ Kaddese sırrahu'l-Âzîz"

1324/1906-07
Script: Celî tâ'lik
Gouache and gilding on paper
Calligrapher: Sami Efendi (1837-1912)
Sakıp Sabancı Museum

"Yâ Hazret-i Mevlânâ Kaddes-Allâhu sırrâhu"

1331/1912-13
Kâğıt üzerine siyah mürekkep, guvaş boya ve altın yıldız
Hattat: Mehmed Hulûsî Efendi (1869-1940)
Emin Barın Koleksiyonu

"Yâ Hazret-i Mevlânâ Kaddes-Allâhu sırrâhu"

1331/1912-13
Black ink, gouache and gilding on paper
Calligrapher: Mehmed Hulûsî Efendi (1869-1940)
Emin Barın Collection

"Yâ Hazret-i Mevlânâ Muhammed Celâleddîn-i Rûmî Kaddes-Allâhu sırrâhu"

1270/1853-54
Kâğıt üzerine guvaş boya ve altın yaldız
Hattat: Kazasker Mustafa İzzet Efendi (1801-1876)
Suna ve İnan Kıraç Koleksiyonu

"Yâ Hazreti Mevlânâ Muhammed Celâleddîn-i Rûmî Kaddes-Allahu sırrâhu"

1270/1853-54
Gouache and gilding on paper
Calligrapher: Kazasker Mustafa İzzet Efendi (1801-1876)
Suna and İnan Kıraç Collection

"Yâ Hazret-i Mevlânâ"

19. yüzyıl
Kâğıt üzerine guvaş boya ve altın yaldız (zerendûd)
Suna ve İnan Kıraç Kolaksiyonu

"Yâ Hazret-i Mevlânâ"

19th century
Gouache and gold paint (zerendûd) on paper
Suna and İnan Kıraç Collection


"Yâ Hazret-i Şeyh Mevlânâ dost Kaddes-Allahu sırrâhu"

9 Ramazan 1262/2 Ekim 1846
Kâğıt üzerine siyah mürekkep ve guvaş boya
Hattat: Ömer Vâsıf Sivâsî
Sadberk Hanım Müzesi

"Yâ Hazret-i Şeyh Mevlânâ dost Kaddes-Allahu sırrâhu"

9 Ramazan 1262 AH/2 October 1846 AD
Black ink and gouache on paper
Calligraper: Ömer vâsıf Sivâsî
Sadberk Hanım Museum

Yâ Hazret-i Mevlânâ Kaddese sırrâhu'l-Azîz"

19. yüzyıl
Kâğıt üzerine siyah mürekkep ve altın yaldız
Hattat: Seyyid Mustafa Rasih min hulefâ-i Şevkî
Suna ve İnan Kıraç Koleksiyonu

"Ya Hazret-i Mevlânâ Kaddese sırrâhu'l-Azîz"

19th century
Black ink and gilding on paper
Calligraper: Seyyid Mustafa Rasih min hulefâ-i Şevkî
Suna and İnan Kıraç Colection





"Ey nâğme-i nây-ı Kibriyâ Mevlânâ
Sûzidil-i ihvân-ı safâ Mevlânâ
Maksûd bize nây ü nevâdan sensin
Âvâze-i Hakk bang-i Hudâ Mevlânâ"

1341/1922-23
Kâğıt üzerine guvaş boya
Baki Baykara Koleksiyonu

1341/1922-23
Gouache on paper
Baki Baykara Collection

"Yâ Hazret-i Mevlânâ
Bu şehre müjde-i feth-i cedîddir Gâlib
Yenikapu'da görünmek Kemâl-i Mevlânâ"

20. yüzyıl
Kâğıt üzerine siyah mürekkep ve altın yaldız
Hattat:Hamid Aytaç (1891-1982)
Baki Baykara Koleksiyonu

20th century
Black ink and gilding on paper
Calligraper: Hamid Aytaç (1891-1982)
Baki Baykara Collection

8 Aralık 2018 Cumartesi

EVRÂD-I MEVLEVİYYE






EVRÂD-I MEVLEVİYYE

Evrâd; vird kelimesinin çoğuludur. Salavât-ı şerîfeler, Ayet-i Kerîmeler, Sûreler ve çeşitli dualardan oluşan bu metinler, tarikat pirlerinin Hak’tan aldıkları ilham ile oluşturduğu metinlerdir. Her tarikatın kendine has bir evrâdı bulunmaktadır. Aşağıdaki evrâd-ı şerîf ise Mevlevî tarikatinin evradıdır. Bu evrâd, evrâd-ı kebir yani büyük evrâd olarak bilinen evrâd'dır. Bunun dışında daha kısa olan evrâd-ı sagir adıyla bilinen Evrâd-ı şerif bulunmaktadır. Bu evrâdı okumak isteyen kardeşlerimin şu durumlara dikkat etmeleri gerekir; öncelikle bunların hepsinin Âyet, salâvat-ı Şerîfe ve dualardan oluştuğunun bilincinde olmalı ve bu ciddiyetle okunmalıdır. Eğer bir şeyh efendiye intisâbınız varsa ondan izin almalısınız. Eğer bir âidiyetiniz yok ise kendinizde okuyabilirsiniz. Bu durumda ise okunuşlara azamî ölçüde dikkat edilmesi gerekir. Bu evrâd-ı şerifi okumak için sessiz ve sakin bir yer bulun. Abdestinizi alın, kıbleye doğru oturun, herhangi bir sağlık sorunu yok ise hiçbir yere yaslanmayın. Kalbinizden masivayı çıkardığınızı düşündüğünüzde, ve hulûsü kalp ile okumaya başlayabilirsiniz. Ayrıca Evrâd-ı Şerif'in sonunda Hz Mevlânâ'nın haftanın yedi günü okuduğu kısa zikirleri de bulabilirsiniz.

Bismillahirrahmanirrahim

Allahümme ente's-selâmu ve minke's-selâm* ve ileyke yeûdü's-selâm* fe-hayyinâ rabbenâ bi's-selâmi* ve edhilnâ dâreke dâre's-selâm* tebârekte Rabbenâ bi's-selâm* ve te'âleyte leke'l-hamdü yâ ze'l-celâli ve'l ikrâm*
Sübhâneke mâ abednâke hakka ibâdetike ya Ma'bûd* Sübhâneke mâ arafnâke hakka marifetike ya Marûf* (Sübhâneke mâ şekernâke hakka şükrike ya Meşkûr)* Sübhâneke mâ zekarnâke hakka zikrike yâ Mezkûr* El-hamdü lillâhi ale't-tevfîk* ve estağfirullahe ale't-taksîr eşhedü en lâ ilâhi illallahu vahdehû lâ şerîke lehû ve eşhedü enne Muhammeden abduhü ve Resûlühü* Lâ ilâhe illallahu lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü yuhyî ve yümîtü ve hüve hayyun lâ yemûtü bi yedihi'l-hayru ve hüve alâ külli şeyin kadir* Lâ ilâhe illallahu lehü'n-nimetü ve lehü'l-fazlü ve lehü's-senâü'l-hasenü* lâ ilâhe illallahu sâhibü'l-vahdaniyyeti'l-kadîmiyyeti'l-ezeliyyeti'l-ebediyyeti* Lâ ilâhe illallahu velâ na' büdü illâ iyyâhü muhlisîne lehü'd-dîne ve lev kerihe'l-kâfirûn* Allahümme lâ mânia limâ a'teyte velâ mu'tiye limâ mena'te (velâ râdde lima kadeyte) velâ hâdiye limen adlelte* velâ mudille limen ehdeyte* ve lâ mübeddile limâ hakemte* velâ yenfe'u ze'l-ceddi minke'l-ceddü*
Bismillahillezî lâ yedurru me'asmihî şey'ün fi'l-ardı velâ fi's-semâi ve hüve's-semîu'l-alîmü* Bismillahi alâ nefsi ve dînî* bismillahi alâ ehli ve mâli* bismillahi alâ mâ a'tânî Rabbi* Allahu rabbi velâ üşrikü bihî şeyen* Allahu eazzü ve ecellü mimmâ ehâfu ve ahzerü* azze câruke ve celle senâüke* ve tekaddeset esmâüke* velâ ilâhe ğayruke* Allahümme innî eüzü bike min şerri nefsi ve min şerri ğayrî* ve min şerri külli cebbârin anîdin* ve min şerri külli şeytânin merîd*
İnne veliyallahullezî nezzele'l-kitâbe ve hüve yetevelle's-sâlihîne* fein tevellev fekul hasbiyallahu lâ ilâhe illallahu'l-halîmü'l-kerîm* sübhanellahi rabbi'l-arşi'l-azîm* ve'l-hamdü lillahi rabbi'l-âlemine* lâ ilâhe illallahu vahdehu lâ şerike lehu ilâhen vâhiden ehaden ferden sameden vitren rabben lem yettehiz sâhibeten velâ veledâ*
Yâ men lâ yüşğilühû sem'un an semin* veya men lâ tahtelifü aleyhi'l-lügatü* eziknâ berde afvike* ve halâvete mağfiretike*

Eûzü billahi mine'ş-şeytânirracîm Bismillahirrahmanirrahîm*

Ve ilâhüküm ilâhün vahidün lâ ilâhe illâ hüve'r-Rahmanü'r-Rahîm*
Allahu lâ ilâhe illâ hüve'l-Hayyü'l-Kayyûm lâ te'huzühü sinetün velâ nevm lehû mafi's-semâvâti vemâ fi'l-ard men zellezî yeşfeu indehu illâ bi iznihî ya'lemu mâ beyne eydîhim vemâ halfehüm velâ yühîtûne bi şeyin min ilmihî illâ bîmâ şâe vesia kürsiyyühü's-semâvâti ve'l-arda velâ yeûdühû hıfzuhümâ ve hüve'l-aliyyü'l-azîm*
Lâ ikrâhe fi'd-din* kad tebeyene'r-rüşdü mine'l-ğayyi femen yekfür bi't-tağûtî ve yü'min billahi fekad istemseke bi'l-urveti'l-vüskâ le'nfisâme lehâ vallahu semîun alîm*
Allahu veliyyüllezîne âmenû yuhricühüm mine'z-zulümâti ilennûri vellezîne keferû evliyaühümüttâğûtu yuhricûnehüm mine'n-nûri ile'z-zulümâti ülâike ashabu'n-nâri hüm fîhâ hâlidûn*
Lillahi mafi’s-semâvâti ve mâ fi’l-ardı ve in tübdü mâ fî enfüsiküm ev tühfühü yühâsibküm bihillahü fe yağfiru limen yeşâü ve yüazzibü men yeşâü vallahu alâ külli şeyin kadîr*
Âmena’r-rasûlü bimâ ünzile ileyhi min rabbihî vel-müminûn* küllün âmene billâhi ve melâiketihî ve kütübihi ve rusülihî lâ nüferrigu beyne ehadin min rusülih ve gâlû semi’nâ ve eta’nâ ğufrâneke Rabbenâ ve ileyke’l-masîr* Lâ yükellifullâhu nefsen illâ vüs’ahâ lehâ mâ kesebet ve aleyhâ mektesebet* rabbenâ lâ tu’âhıznâ in nesînâ ev ahta’nâ, rabbenâ ve lâ tahmil aleynâ ısran kemâ hameltehu alellezîne min gablinâ, rabbenâ ve lâ tuhammilnâ mâ lâ tâkate lenâ bih va’fü annâ, vağfir lenâ, verhamnâ, ente mevlânâ fensurnâ ale’l-gavmi’l-kâfirîn*
Rabbenâ lâ tüziğ kulûbenâ ba’de iz hedeytenâ ve heb lenâ min ledunke rahmeten inneke ente’l-vehhâb*rabbenâ inneke câmiu’n-nâsi liyevmin lâ raybe fîh innellahe lâ yuhlifü’l-mî’âd
Ellezîne yekûlüne rabbenâ innenâ âmennâ fagfir lenâ zunûbenâ ve kınâ azâbe’n-nâr* Es-sâbirîne ve’s-sâdıkîne ve’l-kânitîne ve’l-münfikîne ve’l-müstağfirîne bi’l eshâr* Şehidallâhü ennehû lâ ilâhe illâ huvel ve’l-melâiketü ve ulû’l-ilmi kâimen bi’l-kısti lâ ilâhe illâ hüve’l-azîzü’l-hakîm* İnned-dîne indellahi’l-islâm* Fe keyfe izâ cema’nâhum li-yevmin lâ raybe fîhi ve vuffiyet küllü nefsin mâ kesebet ve hüm lâ yuzlemûne*
Kulillahümme mâlike’l-mülki tü’ti’l-mülke men teşa’ü ve tenziü’l-mülke mimmen teşa’ü ve tü’ızzü men teşa’ü ve tüzillü men teşa’ü biyedike’l-hayr inneke âlâ külli şey’in kadir. Tülicü’l-leyle fi’n-nehâri ve tülicü’n-nehâre fi’l-leylİ ve tuhricü’l-hayye mine’l-meyyiti ve tuhricü’l-meyyite mine’l-hayyi ve terzüku men teşa’ü bi ğayri hisâb*



Bismillahirrahmanirrahîm

Elhamdü lillahillezî halaka’s-semâvâti ve’l-arda ve ceale’z-zulümâti ve’n-nur*  Sümmellezîne keferû bi-rabbihim ya'dilûn*  Hüvellezi halakaküm min tînin sümme kadâ ecelen ve ecelün müsemmen ındehû sümme entüm temterûn*  Ve hüvallahü fı’s-semavati ve fi’l-ardı ya'lemü sirraküm ve cehraküm ve ya'lemü mâ teksibûn.*

Bismillahirrahmanirrahîm

Yâsîn. Ve’I-Kur'ân-i’I-hakîm* İnneke Iemine’I-mürseIîn*  AIâ sırâtın müstekîm* TenzîIe’I-azîzi’r-rahîm* Li-tünzira kavmen mâ ünzira âbâühüm fehüm gâfiIûn* Lekad hakka’I-kavIü aIâ ekserihim fehüm Iâ yü'minûn* İnnâ ceaInâ fî a'nâkihim agIâIen fehiye iIe’I-ezkâni fehüm mukmehûn* Ve ceaInâ min beyni eydîhim sedden ve min haIfihim sedden fe eğşeynâhüm fehüm Iâ yübsırûn* Ve sevâün aIeyhim e enzertehüm em Iem tünzirhüm Iâ yü'minûn* innemâ tünzirü meni’t-tebea’z-zikra ve haşiye’r-Rahmâne bi’I-gaybi fe beşşirhü bi mağfiretin ve ecrin kerîm* İnnâ nahnü nuhyi’I-mevtâ ve nektübü mâ kaddemû ve âsârahüm ve küIIe şey'in ahsaynâhü fî imâmin mübîn* Vadrıb Iehüm meseIen ashâbe’I-karyeti iz câehe’I-mürseIûn* İz erseInâ iIeyhimüs neyni fe kezzebûhümâ f’ azzeznâ bi sâIisin fekâIû innâ iIeyküm mürseIûn* KâIû mâ entüm iIIâ beşerun misIünâ ve mâ enzeIe’r-Rahmânü min şey'in in entüm iIIâ tekzibûn* KâIû rabbünâ ya'Iemu innâ iIeyküm IemürseIûn* Ve mâ aIeynâ iIIe’I-beIâgu’I-mübîn* KâIû innâ tetayyernâ bi küm Iein Iem tentehû Ie nercümenneküm ve Ie yemessenneküm minnâ azâbün eIîm* KâIû tâirüküm meaküm e-in zukkirtüm beI entüm kavmün müsrifûn* Vecâe min aksa’I-medîneti racüIün yes'â kâIe yâ kavmi’t-tebiu’I-mürseIîn* İttebiû men Iâ yeseIüküm ecran ve hüm muhtedûn* Ve mâ Iiye Iâ a'büdüIIezî fetarenî ve iIeyhi türceûn* E-ettehızü min dûnihî âIiheten in yüridni’r-Rahmânü bi-durrin Iâ tuğni annî şefâatühüm şey'en ve Iâ yünkizûn* İnnî izen Iefî daIâIin mübîn* İnnî âmentü bi rabbiküm fesmeûn* KîIe’d-huIi’I-cennete kâIe yâ Ieyte kavmî yâ'Iemûn* Bimâ gaferaIî rabbî ve ceaIenî mine’I-mükremîn*
Ve mâ enzeInâ aIâ kavmihî min ba’dihî min cündin mine’s-semâi ve mâ künnâ münziIîn* İn kânet iIIâ sayhaten vâhideten fe izâhüm hâmidûn* Yâ hasreten aIe’I-ibâdi mâ ye'tîhim min resûIin iIIâ kânû bihi yestehziûn* EIem yerav kem ehIeknâ kabIehüm mine’I-kurûni ennehüm iIeyhim Iâ yerciûn* Ve in küIIün Iemmâ cemî'un Iedeynâ muhdarûn* Ve âyetün Iehümü’I-ardu’I-meytetü ahyeynâhâ ve ahrecnâ minhâ habben fe minhü ye'küIûn* Ve ceaInâ fîhâ cennâtin min nahîIin ve a'nâbin ve feccernâ fîha mine’I-uyûn* Li ye'küIû min semerihî ve mâ amiIethü eydîhim efeIâ yeşkürûn* SübhânneIIezî haIeka’I-ezvâce küIIehâ mimmâ tünbitü’I-ardu ve min enfüsihim ve mimmâ Iâ ya'Iemûn* Ve âyetün Iehümü’l-Ieyü nesIehu minhü’n-nehâra fe izâhüm muzIimûn* Ve’ş-şemsü tecrî Ii müstekarrin Iehâ zâIike takdîru’I-azîzi’I-aIîm* Ve’I-kamere kaddernâhü menâziIe hattâ âdeke’I-urcûni’I-kadîm* Le’ş-şemsû yenbegî Iehâ en tüdrike’I-kamere ve Ie’I-IeyIü sâbiku’n-nehâri ve küIIün fî feIekin yesbehûn*
Ve âyetün Iehüm ennâ hameInâ zürriyyetehüm fi’- füIki’I-meşhûn* Ve haIâknâ Iehüm min misIihî mâ yarkebûn* Ve in neşe' nuğrıkhüm feIâ sarîha Iehüm ve Iâ hüm yünkazûn* İIIâ rahmeten minnâ ve metâen iIâ-hîn* Ve izâ kîIe Iehümü’t-tekû mâ beyne eydîküm ve mâ haIfeküm IeaIIeküm türhamûn* Ve mâ te'tîhim min âyetin min âyâti rabbihim iIIâ kânû anhâ mu'ridîn* Ve izâ kîIe Iehüm enfikû mimmâ razekakümüIIâhü kâIeIIezîne keferû IiIIezîne âmenû e-nut'ımü men Iev yeşâuIIâhü et'amehü in entüm iIIâ fî daIâIin mübîn* Ve yekûIûne metâ hâze’I-va'dü in küntüm sâdikîn* Mâ yenzurûne iIIâ sayhaten vâhideten te'huzühüm ve hüm yehissimûn* FeIâ yestetîûne tavsıyeten ve Iâ iIâ ehIihim yerciûn* Ve nüfiha fî’s-sûri fe izâhüm mine’I-ecdâsi iIâ rabbihim yensiIûn* KâIû yâ veyIenâ men beasenâ min merkadinâ hâze mâ veade’r-rahmânü ve sadeka’- mürseIûn* İn kânet iIIâ sayhaten vâhideten fe izâhüm cemî'un Iedeynâ muhdarûn* Fe’I-yevme Iâ tuzIemu nefsün şeyen veIâ tüczevne iIIâ mâ küntüm tâ'meIûn* İnne ashâbe’I-cenneti’I-yevme fî şüğuIin fâkihûn* Hüm ve ezvâcühüm fî zıIâIin aIe’I-erâiki müttekiûn* Lehüm fîhâ fâkihetün ve Iehüm mâ yeddeûn* SeIâmün kavIen min rabbi’r-rahîm* Vemtâzü’I-yevme eyyühe’I-mücrimûn* EIem a'hed iIeyküm yâ benî âdeme en Iâ tâ'büdü’ş-şeytâne innehû Ieküm adüvvün mübîn* Ve enî'büdûnî hâzâ sırâtun müstakîm* Ve Iekad edaIIe minküm cibiIIen kesîran efeIem tekûnû ta'kıIûn* Hâzihî cehennemüIIetî küntüm tûadûn* lsIav heI yevme bimâ küntüm tekfurun* EI yevme nahtimü aIâ efvâhihim ve tükeIIimünâ eydîhim ve teşhedü ercüIühüm bimâ kânû yeksibûn* Ve Iev neşâü Ie tamesnâ aIâ a'yûnihim festebeku’s-sırâte fe-ennâ yubsirûn* Ve Iev neşâü Ie-mesahnâhüm aIâ mekânetihim femestetâû mudıyyen veIâ yerciûn* Ve men nüammirhü nünekkishü fi’I-haIkı e-feIâ ya'kiIûn* Ve mâ aIIemnâhü’ş-şi'ra vemâ yenbegî Iehû in hüve iIIâ zikrün ve kur'ânun mübîn* Li yünzira men kâne hayyen ve yehıkka’I-kavIü aIe’I-kâfirîn*
E-veIem yerav ennâ haIaknâ Iehüm mimmâ amiIet eydîna en’âmen fehüm Iehâ mâIikûn* Ve zeIIeInâhâ Iehüm fe minhâ rekûbühüm ve minhâ ye'küIûn* Ve Iehüm fîhâ menâfiu ve meşâribü efeIâ yeşkürûn* Vettehazû min dûniIIâhi âIiheten IeaIIehüm yünsarûn* Lâ yestetîûne nasrahüm ve hüm Iehüm cündün muhdarûn* FeIâ yahzünke kavIühüm innâ na'Iemü mâ yüsirrûne vemâ yu'Iinûn* E-veIem yera’l-insânü ennâ haIaknâhü min nutfetin feizâ hüve hasîmün mübîn* Ve darebe Ienâ meseIen ve nesiye haIkahü kâIe men yuhyi’I-izâme ve hiye ramîm* KuI yuhyîheIIezî enşeehâ evveIe merrah ve hüve biküIIi haIkin aIîm* EIIezî ceaIe Ieküm mine’ş-şeceri’I-ahdari nâran feizâ entüm minhü tûkidûn* EveIeyseIIezî haIaka’s-semâvati ve’I-arda bi kâdirin aIâ ey yahIüka misIehüm beIâ ve hüve’I-haIIâku’I-aIîm* İnnemâ emrühû izâ erâde şey'en en yekûIe Iehû kün feyekûn* Fe sübhaneIIezî bi yedihî meIekûtü küIIi şey'in ve iIeyhi türceûn.*
Velâ ted’û meallahi ilâhen âhara lâ ilâhe illâ hüve küllü şey’İn hâlikün illâ vechehû lehü’l-hükmü ve ileyhi türceûn*
Ve lekad sebekat kelimetünâ li ibâdinâ’l-murselîn* İnnehüm lehümü’l-mensûrûn* Ve inne cündenâ lehümü’l-ğâlibûne* Fetevelle anhüm hattâ hîn* Ve ebsırhüm fe sevfe yübsirûn*E-fe bi azâbinâ yesta’cilûne* fe izâ nezele bi sâhatihim fe sâe sabâhu’l-munzirîn* Ve tevelle anhüm hattâ hîn* Ve ebsir fe sevfe yubsirûn* Subhâne rabbike rabbi’l-izzeti ammâ yasifûn* Ve selâmun ale’- murselîn* Ve’l hamdülillâhi rabbi’l-âlemîn*



Bismillahirrahmanirrahîm

Ya eyyühellezîne âmenüttekullahe ve’l-tenzur nefsün mâ kaddemet li-ğadin ve’t-tekullahe innallâhe habîrun bimâ ta'melûn* Ve lâ tekûnû kellezîne nesullahe fe ensâhüm enfusehüm ülâike hümü’l-fâsikûn* Lâ yestevî ashâbu’n-nari ve ashabü’l-cenneti ashabu’l-cenneti humu’l-fâizûn* Lev enzelnâ hâze’l-kur'ane alâ cebelin le raeytahû hâşian mütesaddi an min haşyetillah ve tilke’l-emsâlü nadribühâ lin-nâsî leallehüm yetefekkerûn* Hüvallahüllezî lâ ilâhe illâ huve âlimü’l-ğaybi ve’ş-şehâdeti hüve’r-rahmanür-rahîm* Hüvallahüllezî lâ ilâhe illâ hüve’l-melikü’l-kuddusu’s-selamü’l mü'minü’l-müheyminü’l-aziyzu’l-cebbarü’l-mütekebbir* sübhanallahi ammâ yuşrikûn* Hüvallahü’l-haliku’l-bariyü’l-musavviru lehü’l-esmâü’l-hüsnâ yüsebbihu lehû mâ fi’s-semavati vel'ard ve hüve’l-aziyzu’l-hakim*
Ve men yettekıllâhe yec’al lehû mehracen ve yerzükhü min haysü lâ yahtesib ve men yetevekkel alellâhi fehüve hasbühû innallâhe bâliğu emrihî kad cealallâhü li külli şey’in kadrâ*
Ve in yekâdüllezîne keferû leyzlikûneke bi ebsârihim lemmâ semiû’z-zikra ve yekûlûne innehû le mecnûn* Ve mâ hüve illâ zikrun li’l-âlemîn* limen şâe minküm en yestekîme* ve mâ teşâûne illâ en yeşâallahu rabbu’l-âlemin* vallahu min verâihim mühit* bel hüve kur’ânün mecîd* fi levhin mahfûz* innehüm yekîdûne keyden ve ekîdü keydâ* fe mehhili’l-kâfirîne emhilhüm ruveyda*

Bismillahirrahmanirrahîm

Velleyli izâ yegşâ* Ve’n-nehâri izâ tecellâ* Ve mâ halâka’z-zekera ve’l-ünsâ* İnne sa’yeküm le şettâ* Fe emmâ men e’tâ ve’t-tekâ* Ve saddeka bi’l-hüsnâ*  Fe senüyessiruhû li’l-yüsrâ*  Ve emmâ men bahile ve’s-tagnâ* ve kezzebe bi’l-hüsnâ*  Fe senüyessiruhû li’l-usrâ*  Ve mâ yugnî anhü mâluhû izâ teraddâ* İnne aleynâ le’l-hüdâ* Ve inne lenâ le’l-âhiratü vel ûlâ* Fe enzertüküm nâran telezzâ* Lâ yeslâhâ ille’l-eşkâ* Ellezî kezzebe ve tevellâ* Ve seyücennebühe’l-etkâ* Ellezî yü’tî mâlehü yetezekkâ* Ve mâ li ehadin indehü min ni'metin tüczâ* İllebtigâe vechi rabbihi’l-a’lâ* Ve le sevfe yerdâ*

Bismillahirrahmânirrahîm.

Ve’d-duhâ* Velleyli izâ secâ* Mâ vedde'ake rabbüke ve mâ kalâ* Ve le’l-âhiretü hayrün leke mine’l-ûlâ* Ve lesevfe yu'tîke rabbüke fe terda* E-lem yecidke yetîmen feâvâ* Ve vecedeke dâllen fehedâ* Ve vecedeke âilen fe ağnâ* Fe emme’l-yetîme felâ tekhar* Ve emme’s-sâile felâ tenhar* Ve emmâ bi nİ'meti rabbike fe haddis*

Bismillahirrahmânirrahîm.

Elem neşrah leke sadrak* Ve veda'nâ anke vizrak* Ellezî enkada zahrak* Ve rafe'nâ leke zikrak* Fe inne mea’l-usri yüsrâ* İnne mea’l-usri yüsrâ* Fe izâ ferağte fensab* Ve ilâ rabbike ferğab*

Bismillahirrahmânirrahîm.

Ve’t-tîni vezzeytûn* Ve tûri sînîn* Ve hâze’l-beledi’l-emîn* Lekad halakne’l-insâne fi ahseni takvim* Sümme redednâhü esfele sâfilîn* İllellezîne âmenû ve amilü’s-sâlihâti fe lehüm ecrun ğayru memnun* Femâ yükezzibüke ba'dü bi’d-din* Eleysallahü bi ahkemi’l-hâkimîn*

Bimillahirrahmânirrahîm.

Lem yekünillezîne keferû min ehli’l-kitâbi ve’l-müşrikîne münfekkîne hatta te'tiye hümü’l-beyyinetü* Rasûlün minallahi yetlû suhufen mütahheraten* Fîhâ kütübün kayyimetün* Ve mâ teferrekallezîne ûtü’l-kitabe illâ min ba'di mâ caethümü’l-beyyinetün* Ve mâ ümirû illâ li ya'büdüllahe muhlisîne lehüddîne hunefâe ve yukîmü’s-salâte ve yü'tü’z-zekâte ve zâlike dînü’l-kayyimeti* İnnellezîne keferû min ehli’l-kitâbi ve’l-müşrikîne fî nâri cehenneme hâlidîne fîhâ ülâike hüm şerrü’l-beriyyeti* İnnellezîne âmenû ve amilu’s-sâlihâti ülâike hüm hayrü’l-beriyyeti* Cezâühüm inde rabbihim cennâtü adnin tecrî min tahtihe’l-enhâru hâlidîne fîhâ ebeden radıyallahü anhüm ve radû anhu* zâlike limen haşiye rabbehü*

Bismillahirrahmânirrahîm.

İzâ zülzileti’l-ardu zilzâlehâ* Ve ahraceti’l-ardu eskâlehâ* Ve kâle’l-insânü mâ lehâ* Yevme izin tühaddisü ahbârahâ* Bi enne rabbeke evhâlehâ* Yevme izin yesduru’n-nâsü eştâten li yürav a'mâlehüm* Fe men ya'mel miskâle zerratin hayray yerahu* Ve men ya'mel miskâle zerratin şerran yerahu*

Bismillahirrahmânirrahîm.

İnnâ e’tayna kel kevser* fe selli li-rabbike ve-nhar* inne şânieke hüve’l-ebter.*

Bismillahirrahmânirrahîm.

Kul yâ eyyühe’l-kâfirûn* lâ a’büdü mâ ta’büdûn*  ve lâ entüm âbidûne mâ a’büd* ve lâ ene âbüdün mâ abedtüm* ve lâ entüm âbidune mâ a’büd* Leküm dîniküm ve liyedin*

Bismillahirrahmânirrahîm

İzâ câe nasrullahi ve’l-fethu* ve raete’n-nâse yedhulûne fî dinillahi efvâcâ* fe sebbih bi hamdi rabbike ve’s-teğfirhü innehû kâne tevvâbâ*

Bismillahirrahmânirrahîm

Tebbet yedâ ebî lehebin ve tebbe* mâ ağnâ anhü mâluhû ve mâ kesebe* seyaslâ nâran zâte lehebin* ve-mraetühû hammâlete’l-hatabe fî cîdihâ hablün min mesed*

Bismillahirrahmânirrahîm

Kul hüvallahu ehad* Allah’üs-samed* lem yelid* ve lem yûled* ve lem yekün lehû küfüven ehad*

Bismillahirrahmânirrahîm

Kul eûzü bi rabbi’l-felak* min şerri mâ halaka* ve min şerri ğâsikın izâ vekabe ve min şerri’n-neffâsâti fi’l-ukad* ve min şerri hâsidin izâ hased*

BismillahirrahmânirrahÎm

Kul eûzü bi rabbi’n-nâs* meliki’n-nâs*ilâhi’n-nâs*  min şerri’l-vesvâsi’l-hannâs* ellezî yüvesvisü fî sudûri’n-nâs* mine’l-cinneti ve’n-nâs*

Bismillahirrahânirrahîm

El-hamdü lillâhi rabbi’l-âlemîn* Er-rahmâni’r-rahim* Mâliki yevmiddîn* İyyâke na'budü ve iyyâke neste'în* İhdine’s-sırâte’l-müstakîm* Sırâtellezîne en'amte aleyhim ğayri’l-mağdûbi aleyhim ve leddâllîn*

Bismillahirrahmânirrahîm

Elif lâm mîm* Zâlike’l-kitâbü lâ raybe fih* hüdel li’l-müttekîn* Ellezîne yü'minûne bi’l-ğaybi ve yükîmüne’s-salâte ve mimmâ razeknâhüm yünfikûn* Vellezîne yü'minûne bima ünzile ileyke ve mâ ünzile min kablik* ve bi’l-âhireti hüm yükinûn* Ülâike alâ hüden min rabbihim ve ülâike hümü’l-müflihûn*

Bismillahirrahmânirrahîm

El-hamdü lillahillezî ehyânî ba’de mâ emâtenî ve radde illeyye rûhî ve ileyhi’n-nüşûr*
El-hamdü lillahillezî nevvera kalbî bi-nûri’l-hüdâ ve ce’alenî mine’l-mü’minîn* ve lem yec’alnî mine’d-dâllîne*
El-hamdü lillahillezî ezhebe’l-leyle muzlimen bi-kudretihî* ve câe bi’n-nehâri mubsıran bi rahmetihî halkan cedîden* ve mülken kebîran ve nahnü ileyhi sâirûne*
El-hamdü lillahillezî ekramehî bi’s-sünneti ve’l-cemâ’ati ve lem yec’alnî min ehli’l-hevâ ve’l-bid’ati*
El-hamdü lillahillezî setera aleyye avrâtî*
El-hamdü lillahillezî lem yec’al rızkî fî yedi gayrihi*
El-hamdü lillahillezî ce’alenî min ümmeti Muhammedin aleyhi’s-salâtü ve’s-selâmü* esbahtü ve esbaha’l-mülku lillahi ve’l-hamdü lillahi ve’l-azametü lillahi* ve’l-kibriyâü lillahi* ve’l-kudretü lillahi* ve’l-ceberûtu lillahi* ve’s-sultânü lillahi* el-vâhidü’l-kahhâri bihî esbahtü ve bihî emseytü ve bihî ehyâ ve bihî emûtü ve ileyhi’l-ba’sü ve’n-nüşûrü* radîtü billahi rabben ve bi’l-islâmi dînen ve bi muhammedin sallallahu Teâlâ aleyhi ve sellem nebiyyen* ve bi’l-ka’beti kıbleten* ve bi’s-salâtiferidaten* ve bil kurâni imâmen* ve bi’s-Sıddıkı* ve’l-Fârukı* ve’l-Zinnûreyni* ve’l Mürtezâ rıdvânullahi Teâlâ aleyhim ecmâin eimmeten* ve bi-halâlatihi Teâlâ halâlen* ve bi-harâmillahi Teâlâ hâramen* ve bi’l-cenneti sevâben* ve bi’n-nâri ikâben* merhaben merhaben bi’s-sabâhi’l-cedîd* ve bi’l-yevmi’s-saîdi* ve bi’l-melekeyni’l-kirâmeynî’l-kâtibeyni’l-hâfizayni’ş-şâhideyni* hayyâ kümallahu Teâlâ üktübnâ fi ğurreti yevminâ hâzâ fî evveli sahifetinâ* eşhedü en lâ ilâhe illallahu ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve rasülühü* alâ hâzihi’ş-şehâdeti nahyâ* ve aleyhâ nemûtü* ve aleyhâ neb’asü ğaden inşaAllahu Teâlâ.
A’dedtü li külli havlin lâ ilâhe illallahu* ve li-külli hemmin ve ğammim mâ şâAllahu ve li-külli ni’metin elhamdülillahi* ve li-külli rahâtin li-şükrillâhi* ve li-külli a’cûbetin sübhânellahi ve li-külli zenbin estağfirullahe ve li-külli daykın hasbiyellahu ve li-külli musibetin innâ lillahi ve innâ ileyhi râciûn* ve li-külli kadâin ve kaderin tevekeltü alellahi ve li-külli tâ’atin ve ma’sıyetin lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahi’l-aliyyi’l-azîm*



Eûzü billahi mine’ş-şeytânirracîm Bismillahirrahmânirrahîm

Hüvellahüllezî lâ ilâhe illâ hüve âlimü’l-ğaybi ve’ş-şehâdeti hüverrahmanürrahîm* el-Melikü * el-Kuddûsü* es-Selâmü* el-Mü’minü* el-Müheyminü* el-Azîzü* el-Cabbâru* el-Mütekebbiru* el-Hâliku* el-Bâriü* el-Musavviru* el-Ğaffâru* el-Kahhâru* el-Vehhâbü* er-Razzâku* el-Fettâhu* el-Alîmü* el-Kâbidü* el-Bâsîtu* el-Hâfizu* er-Râfiu* el-Muızzü* el-Müzillü* es-Semîu* el-Basîru* el-Hakemü* el-Adlü* el-Latîfü* el-Habîru* el-Halîmü* el-Azîmü* el-Ğafûru* eş-Şekûru* el-Aliyyü* el-Kebîru* el-Hafîzu* el-Mükîtü* el-Hasîbü* el-Celîlü* el-Kerîmü* er-Rakîbü* el-Mücîbü* el-Vâsiü* el-Hakîmü* el-Vedûdü* el-Mecîdü* el-Bâisü* eş-Şehîdü* el-Hakku* el-Vekîlü* el-Kaviyyü* el-Metînü* el-Velîyyü* el-Hâmîdü* el-Muhsî* el-Mübdiü* el-Muîdü* el-Muhyî* el-Mûmâtü* el-Hayyü* el-Kayyûmü* el-Vâcidü* el-Mâcidü* el-Vâhidü* el-Ehadü* es-Samedü* el-Kâdiru* el-Muktediru* el-Mukaddemü* el-Muahharu* el-Evvelü* el-Âhiru* ez-Zâhiru* el-Bâtınu* el-Vâlî* El-Müteâli* el-Berru* et-Tevvâbu* el-Müntekımü* el-Afüvvü* er-Raûfü* el-Mâlikü’l-Mülki* Zü’l-Celâli ve’l-İkrâm* el-Muksıtu* el-Hâmidu* el-Ğaniyyü* el-Muğni* el-Mâniu* ed-Dârru* en-Nâfiu* en-Nûru* el-Hâdî* el-Bedîü* el-Bâkîu* el-Vârisü* er-Reşîdü* es-Sabûru* Ellezî leyse kemislihî şeyün ve hüve’s-semîu’l-basîru* hüve mevlânâ ve ileyhi’l-mâsîru* ni’me’l-mevlâ ve ni’me’n-nasîr* ğufrâneke rabbenâ ve ileyke’l-masîr*
Lâ uhsî senâen aleyke ente kemâ esneyne alâ nefsike celle vechüke ve azze cârüke ve celle senâüke* ve tekaddeset esmâüke ve sıfâtüke* yef’alullahu ma yeşâü bi-kudretihî* ve yahkümü mâ yürîdü bi-izzetihî*
Allahümme bi-hurmeti hâzihî’s-sâati’l-mercüvveti ve bi-hurmeti hâzihi’l-esmâi’l-hüsnâ* ve bi-şerefihâ ve kerâmetihâ* ve dâihâ ve meânîhâ*
Allahümme-cal lî sabâhan sâliahan meymûnen mübâreken lâ hâziyen velâ kâdihan*
Allahümme inne hâzâ halkun cedîdün* feftehhu aleyye bi-tâatike* vehtimhu lî bi-mağfiretike ve ridvânike* ve-rzuknî fîhi haseneten tekabbelühâ minnî ve tüzekkîhâ ve tüzâifuhâ lî* ve mâ amiltü fîhi min seyyietin feğfirhâ lî inneke ğafûrun rahîmun vedûdun kerîmun*
Allahümme innî asbahtü lâ estetîu def’a mâ ekrahu velâ emliikü nef’a mâ ercû ve esba’ha’l-emru bi-yedi gayri* ve asbahtü mürtehinen bi-ameli velâ fakîra efkara minnî*
Allahümme lâ tüşmit bî adüvvî velâ tesü’ bî sadîkî velâ tecal musibeti fî dînî velâ tecal li’d-dünyâ ekbera hemmî* velâ meblağa ilmî velâ tüsallit aleyye men lâ yarhamnî*
Allahümme inneke ta’lemü sırrî ve alâniyeti* fakbil ma’ziratî* ve ta’lemü hâcetî* fe-a’tinî sü’lî* ve ta’lemü mâ fî nefsî* fağfirlî zünûbî* fe-innehû lâ yağfiru’z-zünûbe illâ ente*
Allahümme innî eselüke îmâmen yübâşiru kalbî* yakînen sâdikan hattâ a’leme innehû len yüsîbenî illâ mâ ketebtehû lî* fe’rdinî bimâ kasemtehû lî*
Allahümme innî eselüke bi-enneke sübbûhun kuddûsün yüsebbihu leke sevâdü’l-leyli ve davü’n-nehâri ve şüâü’ş-şemsi ve nuru’l-kameri ve deviyyu’l-mâi ve hafifu’ş-şeceri ve nücûmi’s-semâi ve türâbi’l-ardı ve suhûri’l-cibali ve rimalü’l-kıfâri* ve emvâcü’l-bihâri ve devâbbbü’l-berri ve’l-bahri ve eselüke bi-enneke samedün ferdün fi’s-semâi izzüke ve fi’l-ardı kadâüke* ve ale’l-arşi celâlüke* ve fi’l-cenneti rahmetüke* ve fî cehenneme azâbüke* ve’l-melâiketü cünûdüke* yüsebbihûneke ve yühammidûneke’l-leyle ve’n-nehâra lâ yefterûne ve eselüke bi-enne leke^l-hamdü lâ ilâhe illâ ente’l-hannânu’l-mennânu bedîu’s-semâvâti ve’l-ardı Yâ Ze’l-celâli ve’l-ikrâmi* ve es’elüke bi-esmâike’l-hüsnâ ve âlâİke’l-ulyâ ve burhânike el-azîmu* ve bi-huccetike’l-bâliğati* ve bi-kelimâtike’t-tâmmeti* en tasrife annî şerre mâ uhdira mine’l-ezâ* ve şerra mâ ehâfü ve ahzeru* ve sallallahu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîne*
Allahümme rabbe’s-semâvâti’s-seb’i ve rabbi’l-arşi’l-azîmi* rabbenâ ve rabbe külli şeyin münezzile’t-tevrâti ve’l-incîl-i ve’z-zebûri ve’l-furkân* fâliku’l-habbi ve’n-nevâ* euzü bike min şerri külli dâbbetin ve ente âhizün bi-nâsiyetihâ inne rabbi alâ sıratin müstakîm* ente’l-evvelü fe-leyse kableke şeyün* ve ente’l-âhiru fe-leyse badeke şeyün* ve ente’z-zâhiru fe-leyse fevkake şeyün* ve ente’l-bâtınu fe leyse dûneke şeyün* ıkdî anni’d-deyne* ve ağninî mine’l-fakr*
Allahümme innî eselüke kalben hâşian* ve eselüke îmâmen dâimen* ve eselüke ilmen nâfian* ve eselüke amelen sâliahan* ve eselüke yakinen sâdikan ve eselüke dînen kayyimen* ve eselüke âfiyete min külli beliyyetin ve eselüke temâme’l-âifiyeti* ve eselüke devâmel afiyeti* ve eselüke’ş-şükrâ ale’l-âfiyeti*
Allahümme innî eselüke’l-ğınâ ve’l-âfiyeti ve’l-muâfâti fi’d-dünyâ ve’l-âhireti*
Allahümme Yâ âlime’s-sirri ve’l-hâfiyyâti rafi’a’d-derâcâti ze’l-arşi tülki er-rûha min emrike alâ men teşâü min ibâdetike* ğâfira’z-zenbi ve kâbile’t-tevbi şedîde’l-ıkâb zi’t-tavli lâ ilâhe illâ ente ileyke’l-masîru*
Allahümme Yâ Hâdi’l-mudillîne* ve yâ râhime’l-müznebîn* ve yâ mukîle asârâti’l-âsirîne* irham abdeke ze’l-hatari’l-azîm * ve’l-müslimîne küllühüm ecmâine* ve-calnî mea’l-ahyâi’lmerzûkîn* ellezîne enamte aleyhim mine’n-nebiyyine ve’s-sıddîkîne ve’ş-şühedâi ve’s-sâlihîne*
Allahümme Yâ ğaniyyü Yâ Hamîdû Yâ Mübdiü Yâ Muîdü Yâ Rahîmu Yâ Vedûdü* eğnini bi-halâlike an harâmike an harâmike ve bi-tâatike an masıyetike ve bi-fazlike an men sivâke*
Allahümme erine’l-hakka hakkan ve2rzuknâ ittibâahû* ve erine’l-bâtıla bâtılan ve’rzuknâ ictinâbehû*
Allahümme lâ tekilnî ilâ nefsî ve lâ ilâ ehvâi nefsî* velâ ilâ ehadin min halkıke tarfete aynin ve lâ ekalle min zâlike kün lî veliyyen ve hâfızan ve nâsıran ve avnen ve muînen*
Allahümme-ğfirlî ve li-âbâî ve ümmehâtî ve li-ihvânî ve aşîretî ve li-akrabâî ve li-ehibbâî ve li-üstâzî ve şeyhî ve limen ve’s-sânî bi’d-düâi’l-hayri ve li men allemenî hakka’d-düâî* ve limen yercû berekete düâî mine’l-ahyâî ve’l-emvâti bi rahmetike Ya Sübhânü veyâ Sultânu veya men lem yelid velem yûled ve lem yekin lehu küfüven ehad* bi rahmetike yâ erhame’r-râhimîne*
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi ve sahbihî ve sellim (yüz kere)
Allahümme salli alâ seyyidinâ ve mevlânâ Muhammedin seyyidi’l-evvelîne ve’l-âhirîne*
Allahümme salli alâ seyyidinâ ve mevlânâ Muhammedin fî külli vaktin ve hinin*
Allahümme salli alâ seyyidinâ ve mevlânâ Muhammedin fi’l-melâi’l-a’lâ ilâ yevmi’d-din*
Allahümme salli alâ seyyidinâ ve mevlânâ Muhammedin hattâ terise’l-arda ve men aleyhâ ve ente hayru’l-vârisîne* ve salli ve sellimaleyhi ve alâ cemîi’l-enbiyâi ve’l-mürseline* ve alâ melâiketike ve’l-mukarribîne* ve alâ ehl-i tâatike ecmaîne* min ehli’s-semâvâti ve ehli’l-ardîne ve radiyallahu an ashâbi rasûlillahi ecmain* min ehli’s-semâvâti ve ehli’l-ardîne ve radiyallahu an ashâbi rasûlillahi ecmaîn*
Allahümme ente rabbî lâ ilâhe illâ ente halaktenî ve ene ebdüke ve ene alâ ahdike ve va’dike mesteta’tü eûzü bike min şerri mâ sana’tü ebûü leke bi-ni’metike aleyye ve ebûü bi-zenbî* fe-ğfirlî innehû lâ yağfiru’z-zünûbe illâ ente* celle rabbî ve kadera* azze rabbi ve kadera*vallahu ğafürun limen sabera* ve le-zikrullahi ekberu* ni’me’l-hâfızu Allahu* ni’me’l-kâdiru Allahu* fe-kadernâ fe-ni’me’l-kâdirun*
Allahümme innî eûzü bike mine’l-hayri bade’l-kevr* (3 kere)
Allahümme innî eûzü bike min en üşrike bike şey’en ve ene a’lemu ve estağfiruke limâ lâ a’lemu inneke ente allâmu’l-ğuyub* (3 kere)
Estağfirullah el azîm (70 kere)
Estağfirullahe min külli zenbin eznebtühû amden ev hataen ev sirran ev alâniyeten ve etûbü ileyhi mine’z-zenbillezîne a’lemu ve mine’z-zenbillezî lâ a’lemu (7 kere)
Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l-azîmi (3 kere)
Mâşaallahu kâne ve mâlen yeşâü lem yekün (3 kere)
İ’lem innellahe alâ külli şeyin kadîrun* merratin ve ennallahe kad ehâte bi-killi şeyin ilmen* Allahu hayrun hâfizan ve hüve arhamu’r-râhimîn* ve’l-hamdü lillahi rabbi’l-âlemîn*

EL-FATİHA

Allahümerham ve tehannen alâ seyyİdî  ve senedi ve mutemedî ve mekâne’r-rûhî min cesedi ve min zahîrati yevmî va’dî Mevlânâ Celâle’l-hakkı ve’d-dîni metteanellahu bi-sırrıhi’l-mübîni* ve alâ âbâihî ve ümmehâtihî ve ecdâdihî ve evlâdihî ve hulefâihî ve fukarâihî ve ehibbâihî ilâ yevmi’l-haşri ve’l-karâri bi-rahmetike yâ erhame’r-râhimîne* ve’l-hamdü lillahi rabbi’l-âlemine*
Allahüme-c’alnî nûran fî kalbî ve nûran fî kabrî ve nûran beyne yedeyye ve nûran min halfî ve nûran an yemînî ve nûran an şimâlî yesârî ve nûran min fevkî ve nûran min tahtî ve nûran fî sem’î ve nûran fî basarî ve nûran fî şa’rî ve nûran fî beşerî ve nûran fî lahmî ve nûran fî demî ve nûran fî izâmî Allahümme a’zim lî nûran ve-calnî nûran*
Allahümme-cal fî kalbî nûran ve fî lîsanî nûran ve fî basarî nûran ve fî semî nûran ve an yemînî nûran ve an yesârî nûran ve min fevkî nûran ve min tahtî nûran ve min emâmî nûran ve min halfî nûran ve-c’ allî fî nefsî nûran ve a’zim lî nûran.




Hz. Mevlânâ'nın Haftanın Yedi Günü Okuduğu Zikirleri

Seyyid Fazıl Mehmeh Paşa Ks. Hz. Mevlânâ’nın Evâd-ı Şerifi okuduktan sonra belli bir süre İsm-i Celali zikrettiğini, âdetinin bu olduğunu söylemektedir. Bu sebepten dolayı, bu evrâd-ı şerîf’i okuduktan sonra bir süre İsm-i Celâl zikredilmeli. Hz. Mevlânâ’nın bu Evrâd-ı Şerîf’i dışında haftanın her gününe mahsus virdi vardır. Bunlar şu şekildedir:

Cuma Günü:

Sübhanallahi vel hamdülillahi vela ilâhe illallahü vallahü ekber. Velâ havle vela kuvvete illâ billahil aliyyil azim.

Cumartesi Günü:

“Lâ ilâhe illâ ente sübhaneke inni küntü minezzâlimin”

Pazar Günü:

“Lâ ilâhe illallahül melikül hakkul mübîn Muhammedür resulullah sadıkul va’dil emîn” (100 kere)

Pazartesi günü:

“Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammedin ve sellim teslimen kesîrâ” (100 kere)
Salı Günü
-

Çarşamba Günü:

“Lâilâhe illallah hâlisan muhlisan” (100 kere)

Perşembe Günü:

“Lâ ilâhe illallah hâliku külli şey’ ve hüve alâ külli şey’in kadîr” (100 kere)

Arş u Kürsi’nin sütunudur bu zikrullaha bak
Onsekiz bin âlemi tevhid üzre kurdu Hak

Hazreti Mevlânâ efendimizin zikirleri bu şekiledir. Okuyup feyz almak niyetiyle.



Kaynak:
Doğan, Abdurrahman, KÜTAHYA ERGUNİYYE MEVLEVİHANESİ, Kütahya Belediyesi, Sır Yayıncılık, 2006
Kütahya Mevlevîhânesinden kalan evrâd Metinlerine göre yazılmıştır.
Seratlı, Tahir gâlip, Şerh-i Evrâd-ı Mevleviyye, Rumi Yayınları, Konya 2010


10 Kasım 2018 Cumartesi

HZ. MUHAMMED (S.A.V) - HZ. ALİ (KV.) (SİLSİLE-İ MEVLEVİYYE 1)

“Bizim Peygamberimizin yolu aşk yoludur. Biz aşktan doğmuşuz, annemiz aşktır. Aşk şeriatı, bütün dinlerden ayrıdır. Aşıkların şeriatı da Allah'tır mezhebi de”

HZ MEVLÂNÂ Ks.




Bütün tarikatlar Peygamber Efendimizden neşet etmiştir. Bu tarikatlar ya Hz Ebû Bekir (r.a) ya da Hz Ali (k.v.) yoluyla devam etmiştir.  Dolayısıyla saîr turûk-i aliyye silsilelerinde olduğu gibi Mevlevi tarikatının da Hz Peygamber’den (s.a.v) başlayarak tarikatın pîri olan Hz Mevlana’ya kadar ulaşan bir silsilesi bulunmaktadır. Peygamber efendimizden (s.a.s) feyz alarak hazreti Mevlana ya kadar gelen bu silsile genel anlamda ki dîni-tasavvufî, daha özelde de eski Mevlevi kaynaklarından olan Sipehsâlâr Risalesi’nde ve yine bu kaynaklardan birisi olan Ahmed Eflaki Dede’nin Ariflerin Menkıbeleri kitabında da bir iki farkla verilmektedir. Ahmed Eflaki dede sipehsâlâr da ki kronolojik sıralamaya ek olarak Hz Mevlana’nın dedesi olan Ahmed el-Hatîbî hazretlerinden sonra Şemsü’l E’imme Serahsî hazretlerini de eklemiştir. Hz Mevlana’nın dedesi olan Ahmed el-Hatîbî hazretleriyle başlayıp Ahmed Gazali hazretleriyle devam eden ve bizim de takip edeceğimiz Sipahsalar risalesindeki silsile şu şekildedir:
         1. Hazreri Muhammed Mustafa (s.a.v)
                    2. Ali bin Ebi Tâlib Mekkî kerem-allahü vecheh
                    3. Hasan’ül Basrî (k.s.)
                    4. Habib’ül Acemî (k.s.)
                    5. Dâvûd Tâî (k.s.)
                    6. Ma’rûf Kerhî  (k.s.)
                    7. Sırrî Sakatî (k.s.)
                    8. Şeyh ü’t Tavâif Cüneyd Bağdâdî (k.s.)
                    9. Ebû Bekr Şiblî ((k.s.)
                  10. Muhammed Züccâc (k.s.)
                  11. Ebû Bekr Nessâc (k.s.)
               12.Ahmed Gazâlî (k.s.)

     Peygamber Efendi’mizden (s.a.v.) başlayarak hayatlarını anlatmaya çalışacağımız bu isimlerin içinde, bu silsilede yazılı olmasalar da hem silsilenin içinde olup hem de Hz Mevlana’nın hayatında önemli bir yere sahip olan başka isimlerde bulunmaktadır. Bunlar, Ahmed el-Hatîbî hazretlerin den silsileye devamla Bahaeddîn Veled hazretleri, Burhaneddin Muhakkik-i Tirmizî hazretleri,  Necmeddîn-i Kübra hazretleri ve Şems-i Tebrizî hazretleridir. Ayrıca, Belh’ten göç edişleri sırasında karşılaştıkları ve Hz. Mevlânâ’nın (k.s) büyük sevgi ve saygı duyduğu, *Ferîdüddîn Attar Hazretleri ve Hâkim Senaî hazretleri de diğer önemli isimlerden olmaları hasebiyle hayatları anlatılacaktır
      Peygamber efendimizden (s.a.s) Hz Ali’ye (r.a)  ondanda hazreti Mevlana’ya kadar uzanan bu manevi bağın kurulmasına vesile olan hâdise ise Peygamber Efendimizden Hazreti Ali’ye öğretilmiş olan zikirdir. 
     Aşk yolunu kandillerini kendilerine yol olarak seçenlerin, batinî karanlıklarını aydınlatma yolunda onlara ışık tutan bu gönül sultanlarının hayatlarına geçmeden önce birbirlerine aktardıkları söz konusu bu zikrin peygamber efendimizden (s.a.s) hazreti Ali’ye (r.a) öğretildiği menkıbeyi yazarak kurulan bu manevi bağın başlangıcını bakalım.
       “Bir gün Hz. Ali (r.a) Hz. Peygambere (s.a.v) “Ey Allah’ın elçisi, Allah’a ve Allah erlerine gidilmesi en kolay, en faziletli yolu bana göster” diye ricada bulundu.
       “Ey Ali, benim bereketiyle peygamberliğe ulaştığım şeyi sen de elden bırakma” dedi Peygamber (s.a.v)
       “ Ey Allah’ın elçisi! Bereketiyle peygamberliğe ulaştığın o şey nedir?” diye sordu onun üzerine Hz. Ali (r.a)
       “Sus ey Ali! Yeryüzünde Allah’ın adı zikredildikçe kıyamet kopmaz” dedi, bunun üzerine Peygamber (s.a.v), ardından da “la ilahe illallah”  kelimesini telkin edip hazreti Ali’nin (r.a) üzerine okudu ve “Ey Ali! Ben bunu üç kere tekrarlayıncaya kadar sen sus ve dinle. Sonra sen tekrar et, ben dinleyeyim” diye buyurdu.*(Ariflerin Menkıbeleri s, 723)
       Böylece Peygamber efendimizden(s.a.v) Hazreti Ali’ye (r.a) verilen bu zikir ehl-i tasavvufun mürşid mürid ilişkisinde de sürdürüldü. Bu sayede bu kutlu yolun yolcusu olmak isteyenler bu zikri örnek alarak devam ettirilmişlerdir. Biz de yazımıza bu silsilenin başında olan Risâlet Penâh (s.a.v.) efendimizle başlıyoruz.

HZ. MUHAMMED (S.A.V) VE HZ. ALİ'NİN (K.V) HAYATI




      HZ. MUHAMMED (S.A.V)
     Muhammed (a.s), sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Resûlü ve nebilerin sonuncusudur. Allah her şeyi hakkıyla bilendir. (Ahzab Suresi, 40. Ayet)
      Peygamber Efendimiz (s.a.v), Müslim’de rivâyet edilen bir Hadîs-i Şeriflerinde, “Benden sonra artık gelecek olan peygamber yoktur.” diye buyurmuştur. Bu bakımdan Peygamber Efendimiz (s.a.v), Hâtem’ül Enbiya’dır. Yani peygamberlerin sonuncusudur. Peygamberlik mührünü en son o taşımıştır ve peygamberlik onunla nihayet bulmuştur.
      Hazreti Muhammed (s.a.v) m. 571 yılının 20 Nisan’ında, 12 Rabîulevvel Pazartesi günü sabahı, Hz. Abdullah’ın yetimi olarak dünyaya teşrif etti. Annesinin adı Hz. Âmine’dir. Babası Hz. Abdullah ticaret için gittiği Şam’dan dönüşünde, henüz 23 yaşındayken vefat etti. Hz. Muhammed’i (s.a.v) 6 yaşına kadar annesi büyüttü. Âmine Hatun,  Medîne-i Münevvere’den Mekke-i Mükerreme’ye dönüşlerinde rahatsızlandı ve iki şehir arasındaki bir mahalde 577 yılında vefat etti.  Muhterem babasını daha doğmadan, annesini de henüz küçük yaşlarında kaybedince ona dedesi Abdülmuttalib sahip çıktı ve vefatına kadar onun yanında oldu. Peygamber Efendimiz 8 yaşında geldiğinde ise yaklaşık 120 yaşlarına gelmiş olan Abdülmuttalib vefat etti.
      Peygamber Efendimiz (s.a.v) ilk evliliğini 24 yaşında gerçekleştirdi. Amcası Ebû Tâlib’in vasıtasıyla Mekke-i Mükerreme’de Hadîcetü’l-Kübra Hazretleri ile nikâhlandı. Bu nikâh sırasında Hadicetü’l Kübrâ validemiz 39 yaşında idi. 40 yaşına girdiğinde ise ilk çocukları olan oğlu Kâsım Tayyib hz. dünyaya geldi. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) nübüvvetle müjdelendiği 40 yaşına kadar Hadîcetü’l Kübrâ Hazretlerinden 3 kız 3 erkek olmak üzere 6 evladı dünyaya geldi. Bunlar: Kasım Tayyib, Abdullah Tahir, Rukiyye, Zeynep, Ümmü Gülsüm ve İbrahim’dir.
      Peygamber Efendimiz (s.a.v) 40 yaşına girmelerine yakın bazı harkuladelikler müşâhade etmeye başladı. Bu hârkuladelikler kendini rü’yâ’yı sâdıkalar olarak göstermeye başladı. Rüyasında gördüklerini gerçek hayatta yaşıyor, yaşanacak hâdiseler önce sadık rüyalar ile haber veriliyordu. 40 yaşına girdiklerinde ise sürekli gittiği ve sükûn bulduğu mağara olan Hirâ’da, Cebrâil (a.s)’in Hak Teâlâ’dan getirdiği “İkra” ayetine muhatap oldu. Böylece son peygambere ilk vahiy Cebrâil (a.s) vasıtasıyla geldi.  Nübüvvetin gelmesiyle birlikte Peygamber Efendimiz (s.a.v)  Hak dini tebliğe başladı. O dönemde daha çok putperestlik inancının olması, bütün putları yıkan ve tek bir ilâha inanmalılarını söyleyen bir peygamberi kabul etmelerini engelliyordu. Hatta engellemekle kalmayıp Hz. Peygamber’e (s.a.v) karşı iftiralara, hakaretlere ve fiziki müdahalelere kadar gitti. Tabi ki bu tebliğe herkes karşı olmadı. Kalbi İslam’a açık olan, halk arasında Muhammed’ül Emin olarak bilinen Peygamber’in (s.a.v) söylediği sözlerin her zaman doğru olduğuna inanan insanlar, İslam’ın Hak’tan gelmiş bir din olduğuna inanmaya başladılar. Bunların başında, 35 yaşında İslam’ı kabul eden Hz. Osman b. Affan gelir. Ayrıca Peygamber Efendimizin (s.a.v)  halası Safiyye Hatunun 17 yaşındaki oğlu Hz. Zübeyr,  55 yaşında İslam ile müşerref olan Ebû Seleme Abdullah-ı Mahzûmî b. Abdü’l-Esed-i Mahzûmî ve 42 yaşındaki eşi Ümmü Selem b. Ebû Ümeyye ve 20 yaşındaki câriyesi Emine Hatun gelir. Hz. Ali (k.v) efendimiz henüz on yaşında, Risâlet penâhî efendimizin (s.a.v) bizzat tebliği ile İslâm’I kabul edenlerden olmuştur. Hz. Ebu Bekir (r.a) ise ona ilk inanan olmuştur. “O söylüyorsa doğrudur” sözü meşhurdur. Tabii ki İslam’ı kabul edenler bunlarla da kalmadı. İslam’ın güzelliği ve Hak din oluşu, İslam’ı kabul etmiş mü’minlerin üzerinde gösterdiği olumlu etki daha başkalarının da İslamiyet’i kabul etmesine sebep oldu. Nübüvvetin gelişinin 3. Senesinde inananların sayısı hızla artmaya devam etti. Hatta başka şehir ve bölgelerden,  Hak din ve Hak Peygamber’in (s.a.v) zuhurunu işitip gelenler bile olmaya başladı. 30 yaşında, ticaretle uğraşırken Peygamber Efendimizin (s.a.v)ilâhi çağrısını işitip Horasan bölgesinin Belh şehrinden gelen Şâh Mansûru’l Aclî hz. de bu tebliği kabul edip Müslümanlardan oldu. Tabii ki İslam’ı seçenlerin sayısı arttıkça, inkâr edenlerin inkârı ve öfkeleri de o derece artıyordu. Bunların başını ise Ebû Cehil-i Lâin geliyordu. Kendince Hz Peygamberi (s.a.v) küçük düşürüp alay etmeye çalışıyordu. Birgün,
"Ebû Cehil, Ahmed'i görüp: Haşimoğullarından çirkin bir suret belirdi, dedi.
Ahmed ona: Doğrusun, haddini aştınsa da doğru söyledin, dedi.
Sıddık onu görüp: Ey güneş! Ne doğudansın, ne batıdan. Bir güzel ışık saç, dedi.
Ahmed: Doğru dedin, ey aziz; ey değersiz dünyadan kurtulmuş olan, dedi.
Orada bulunanalar: "Ey halkın ulusu! Birbirine aykırı konuşan iki kişiye de doğru söylüyorsun dedin, neden?" dediler.
Peygamber: Ben Allah eliyle cilalanmış bir aynayım Türk ve Hindu bende kendilerinde olanı görürler, dedi." (Mesnevî-i Mânevî I, 2365/2370)
Ebû Cehil ve avenesi, Peygamber Efendimizi (s.a.v) yalancılıkla suçluyorlar, Peygamberliğine dair gözle görülür bir delil göstermesini istiyorlardı. Risâlet Penâhî (s.a.v) efendimiz, Allah’ın (c.c) izni ile peygamberliğinin mucizesi olarak Aya işaret ederek ayı ikiye yardı. Bu olaya Şakk-ı Kamer denir. Bu hâdiseyi sadece oradakiler değil daha birçok farklı bölgedeki ve şehirdeki insanlar da tanıklık etti. Ne yazık ki kalbi küfür çukurunda inkâr pisliğine bulanmış müşrikler gözleri ile görmelerine rağmen bunun bir büyü olduğunu söyleyip ve kendilerini buna inandırıp inkârlarını sürdürdüler. Peygamber Efendimiz, inkâr çukuruna düşmüş ve debelenip duran bu gafilleri inandırmak için çok mucizeler gösterdi. Ama onlar çeşitli çıkarlar da elde ettikleri için putperestliklerini devam ettirdi. Bâtılı Hakk’a tercih ettiler. Bununla da kalmayıp başta Hz. Peygamber’e sonra da mü’minlere çok çile çektirdiler.
"Bir gün Ebû Cehil elinde sakladığı taş parçaları ile Peygamber (s.a.v) efendimizin yanına geldi. Elimdekiler nedir? Çabuk söyle. Eğer sen göklerin sırrını biliyorsan ve peygambersen avcumdakiler nedir söyle? dedi. Peygamber efendimiz (s.a.v): Nasıl istersin? Ben mi onların ne olduğunu söyleyeyim yoksa onlar kendileri mi benim doğru olduğumu söylesinler? dedi. Ebu Cehil: "Bu ikincisi pek nadirdir" deyince Peygamber Efendimiz (s.a.v) "Evet, Allah'ın bunların hepsine gücü yeter", dedi. O anda Ebu Cehil'in elindeki taş parçaları şehadet getirmeye başladı. Taşlar: Lâ ilâhe illallah Muhammedü'r-resulullah" dedi. Ebu Cehil-i lâin o zikri işitince elindeki taşları hemen yere attı." (Mesnevî-i Mânevî, I / 2154-2160)



 İslam’ın tebliğ edilmeye başlamasıyla birlikte, İslamiyete ve Müslümanlara karşı olan birisi daha vardı. Nübüvvet verildiğinde onun yaşı 25 idi. Yiğit, gözü kara, inandığını savunmaktan korkmayan birisiydi o. Adı Ömer idi. Yaklaşık 7 sene süren iman ve inkâr arasındaki savaşı 32 yaşında son buldu. İçerisinde alev alev yanan inkâr ateşi, Hz. Peygamber’i öldürmek için gittiği hâne-i saadet’te, iman suyu ile söndü. O Rahmet Peygamberinin huzurunda kalbi iman nuru ile ısındı ve adaletiyle nam salıp, Müslümanların önde gelenlerinden oldu.
     Peygamber efendimize (s.a.v) nübüvvet geleli 8 sene olmuş ve İlâhi çağrıya uyanların sayısı hızla artmaya devam ediyordu. Medîne-i Münevvere’den Mekke-i Mükerreme’ye gelerek sahabe-i kiram ricaline katılanlardan birisi de Medîne-i Münevvere tüccarlarından Sâbit Ensâr-ı Medenî oldu. Sâbit Ensâr-ı Medenî yanında 6 yaşındaki oğlu Zeyd-i Medenî ile birlikte azatlı kölesi Yesâr’ı da getirdi ve Hz. Peygambere imanını bey’at etti. Efendimiz’den (s.a.v) tasdik aldıktan sonra Medîne’ye geri döndü. Efendimize sadece insanlar tabi olmadı. Bu çağrığı işitip tabi olmak isteyen cinniyânın da bir grubu oldu. Nübüvvetin 11. Senesinde, bugün Cin Mescîdi olarak anılan yerde, Peygamber Efendimize (s.a.v) iman edip İslâm dairesi içine girdiler. Bu bakımdan Peygamber Efendimize (s.a.v), insan ve cinlerin peygamberi manasında Resûl-üs Sakakleyn de denir.    
      Ve nübüvvetin 10. Senesi geldi. Bu senenin adına hüzün senesi denilmiştir. Çükü bu sene içinde Peygamber efendimiz (s.a.v) kendisine çok yakın olanları kaybetti. Önce 120 yaşına gelmiş, her sıkıntısında Peygamber efendimizin (s.a.v) arkasında olmuş ve desteklemiş amcası Ebu Talip vefat etti. Henüz Ebu Talib’in hüznü yaşanırken Peygamber Efendimiz (s.a.v) Hadîcetü’l Kübrâ validemizin ölümü ile sarsıldı. Ardı ardına gelen bu ölüm hâdiseleri, hem Peygamber Efendimizi (s.a.v) hem de Müslümanları üzen ve etkileyen bir durum oldu.
    Peygamber Efendimiz (s.a.v) 52 yaşında iken mu’cizât-ı Nebevîy-i Muhteremin en büyüğü olan olay zuhur etti. Miraç hadisesi bu dönemde gerçekleşti. Ekim ayının 15. günü, Receb-i Şerif’in 27. Gününe denk gelen Pazartesi gecesi, Mekke-i Mükerreme’den Kudüs-i Şerif’e (isra) götürülen Peygamber Efendimiz (s.a.v) oradan da bir binek vasıtasıyla Hak Teâlâ’nın huzuruna (mîraç) çıkarıldı. Huzur-u ilâhî’den aldığı hediyeler ile tekrar hâne-i sâadetlerine geri döndü. Bu hediyelerin başında namaz gelmektedir. Namaz, eda eden her Müslüman için bir miraç mesabesindedir.
     Hicretten iki ay önce Peygamber Efendimiz (s.a.v) 53 yaşında iken Hazret-i Ebû Bekir’in (r.a) kızı Âişe vâlidemiz ile evlendi. Hz. Peygamber (s.a.v) ile Hz. Ebu Bekir (r.a) arsında sarsılmaz bir dostluk ve güven vardı. Bu dostluk ve güven Hicret zamanında da en üst seviyede görülüyordu. Neredeyse bütün Müslümanlar Medine’ye hicret ettiklerinde arkada Peygamber Efendimiz (s.a.v) ile birlikte iki kişi daha kalmıştı. Bunlardan biri Hz Ebû Bekir (r.a.), diğer ise Hz. Ali (k.v) idi. Bu hicreti fırsat bilen müşrikler Peygamber Efendimizin (s.a.v) canına kast etmek istedi. Evde yalnız kaldığını düşündükleri sırada içeri girdiler ve kılıçlarını çektiler. Ama yatakta gördükleri Peygamber Efendimiz değil Hz. Ali (k.v) idi. Peygamber Efendimiz (s.a.v) o hengâmede Hz. Ebu Bekir ile birlikte yola çıkmıştı bile. Onu yatağında bulamayan müşrikler peşlerine düştüler. Bu sırada yollarına devam eden Hz. Peygamber  (s.a.v) ve Hz Ebu Bekir (r.a) müşriklerden kurtulmak için Sevr mağarasına sığındılar. 3 gün bu mağarada kaldıktan sonra Rabîu’l-evvel ayının 8’inde, Pazartesi günü Medîne-i Münevvere’ye ulaştılar.  Hicret nihayet tamamlandı. Daha sonra bu yıl Müslümanların takviminin başlangıcı olarak kabul edildi ve hicrî takvim oluştu. Bu hicret senesinde, Hazreti Peygamber 53, kızı Fâtımatü’z-Zehrâ Hz. 13 yaşındaydı. HZ. Ebu Bekir’in (r.a) yaşı 50, eşi Ümmü Rummân Hâtûnun 46, büyük oğlu Abdurrahman-ı Sıddîki 22, diğer oğulları Abdullah-ı Sıddîki ve Muhammed Sıddîki 16 yaşında, küçük oğlu Câfer-i Sâdık 13 yaşında idi.
       Müslümanlar, Medîne-i Münevvere’ye hicret ettikten ve Hz Peygamber’e (s.a.v) kavuştuktan sonra ilk iş olarak Mescîd-i Şerîfi inşa etmeye başladılar. Mescîd-i Nebevî inşa edilirken Peygamber Efendimiz (s.a.v) 54 yaşına gelmiş ve hicretin ilk yılı olmuştu. Peygamber Efendimiz, ayrıca yine bu yıl içinde kızı Fâtımatü’z-Zehrâ hazretleri ile Hz. Ali (k.v)’yi evlendirdi.
     Hicrî 2. Yıla kadar, Kudüs-i Şerîf’i kıble kabul eden Müslümanlar, Hak’tan gelen emir ile yüzlerini Kâ’be-i Müşerrefe’ye döndürdüler. Hz. Peygamberin (s.a.v) imâmetinde, öğle veya ikindi namazı eda edilirken, Bakara suresinin 144. Âyeti nazil oldu ve mübarek vücudunu Kâbe-i Muazzama’ya doğru döndürmesiyle kıblenin yönü değişti. Bu olayın yaşandığı mescide ise “Mescid-i Kıbleteyn” (iki kıbleli mescid) denildi.
       Peygamber Efendimiz (s.a.v) 56 yaşına girdiği yılda ise Ebu Ümeyye Sehl kızı Ümmü Seleme validemiz ile evlendi. Bu sene için de Osman-ı Zü’n-Nûreyn hazretlerinin eşi Peygamber Efendimizin (s.a.v) kızı, Rukiyye Hatun vefat etti ve Medîne-i Münevvere’ye defn edildi.  Hz. Osman (r.a) o zaman 50 yaşındaydı. Peygamber Efendimiz (s.a.v), kızı Rukiyye’nin vefatından sonra Hz. Osman’ı (r.a.)  Fâtımâtü’z-Zehrâ hazretlerinin büyük kardeşi olan Ümmü Gülsüm hazretleri ile evlendirdi.
     Hicrî 8. Yıla girildiğinde ise, daha önce yapılmış olan Hudeybiye anlaşmasına aykırı bir şekilde Müslümanların himayesindeki Huzaa kabilesine saldıran Mekkeli müşrikler ile zorunlu bir savaş yaşandı. Peygamber Efendimiz (s.a.v) saldırdıkları ve öldürdükleri Müslümanlar için kan bedeli istiyordu. Aksi takdirde savaş ilan edeceğini söyledi. Bu bedeli ödemeyeceklerini ve savaşa hazırlanacaklarını söyleyen Mekkeli müşrikler, daha sonra fikirlerini değiştirip barış görüşmesi yapmak istediklerini söyleseler de bu görüşmeler sonuçsuz kaldı. Savaş kaçınılmaz bir hale gelince, Peygamber Efendimiz (s.a.v), topladığı 10 bin kişilik bir ordu ile Mekke’ye doğru yürüdü. Kendilerine mukavemet gösterecek bir ordu ile karşılaşmayan İslam ordusu, hiçbir zorluk yaşamamadan Mekke’ye girdi. Sultânu’l-Kevneyn hazretleri (s.a.v) Mekke’ye girdiğinde ilk iş olarak Kâbe’ye gitti. Kâbe’nin içine girdi ve müşriklerin diktikleri bütün putları yıktı. Böylece Peygamber Efendimiz (s.a.v) 60 yaşında Mekke-i Mükerreme’yi feth etmiş oldu. Ayrıca bu sene Peygamber Efendimiz (s.a.v) başka bir mutluluk daha yaşadı. Eşi Mâriye-i Kıptıyye’den oğlu İbrahim’de bu sene dünyaya geldi.  Yeni doğan evladının sevincini yaşayan Hz. Peygamber (s.a.v), ertesi sene kızı ve Hz. Osman’ın (r.a) eşi Ümmü Gülsüm’ün vefatıyla üzüldü. Hicrî 10. Senede de, henüz bir buçuk yaşındaki oğlu İbrahim vefat etti.
Hicrî 11. Sene geldiğinde ise artık kutlu Nebî, âlemlere rahmet Peygamber Efendimiz (s.a.v) âlem-i bekâ’ya göç etti. Ahiret yurduna doğumundan önce ateşli bir rahatsızlık zuhur etti mübarek vücudunda. Bu rahatsızlığa rağmen mescidi nebeviyye’ye geçip namaz kıldırmaya devam etti. Rahatsızlığı artınca Bilâl-i Habeşî Hz. vasıtasıyla insanları mescitte topladı. Bunun sebebi, yaklaştığını hissettiği andan önce sahabeye ve sonra gelecek ümmetine vasiyetini bildirmekti. Vasiyetini îrad ettikten sonra hâne-i saadete çekildi. Hasta olduğu andan itibaren iki kere gelen Cebrâil (a.s.), bu kez Azrail (a.s) ile geldi. Önce Cebrâil (a.s) hücre-i saadete girdi. Peygamber Efendimizin (s.a.v) durumundan sordu. Sonra, izni olur ise Azrail (a.s)’ın içeri girmek için izin istediğini söyledi. Efendimiz olur deyince Azrail (a.s) da içeriye girdi. Ve yine Efendimizin (s.a.v) izni ile Ruhunu kabz etti. Bu sırada efendimizin (s.a.v) mübarek dilinden “Lâ ilâhe illallah” sözü döküldü ve ardından ekledi, “Allah’ım! Refik-i Alâ”.




   HAZRETİ ALİ (K.V)

    Ali Bin Ebû Talîb. Hulâfa-i Râşidîn’dendir. İslam tebliğ edilmeye başladığında iman ile müşerref olan ilklerdendir. İslam’ı kabul ettiğinde yaşı 10 idi. Peygamber efendimizin (s.a.v) tebliğiyle İslam’ı kabul etti.  Bu bakımdan henüz çocuk iken İslam’ı kabul edenlerin başında o gelir. Onun hassası ilimdir. Nasıl ki Hazreti Ömer (r.a) adâleti ile Hazreti Ebû Bekir (r.a) sıddıkîyeti (sadık ve doğru oluşu) ile meşhur ise Hazreti Ali (k.v)’de İlim ile meşhurdur. Peygamber (s.a.v) Efendimiz onun ilimde ki yerini bize bildirdiği “Ben ilmin Şehriyim, Ali onun kapısıdır.”  Hadîs-i şerifi ile anlatmaktadır.  Onun bir ismi de Esedullah’tır yani “Allah’ın Aslanı” demektir. Dönemin müşriklerinin Peygamber  (s.a.v) efendimize ve mü’minlere karşı açtıkları savaşlarda gösterdiği yiğitlik ve üstün mücadelesi ile bu nâmı almıştır. İslam büyüklerinin isimleri ile birlikte onlara hürmet göstermek bâbında çeşitli saygı ifadeleri ile tazimde bulunulur. Hazreti Ali (r.a) efendimiz için “Kerremallahü veche” tabiri kullanılır. Kerremallühü veche demek, Allah c.c yüzünü keremlendirsin, aydınlatsın gibi manalara gelmektedir.
     Hazreti Ali (k.v) ‘nin babasının adı Ebû Talîb’dir. Ebû Tâlîb, aynı zamanda Peygamber Efendimizin (s.a.v) de amcasıdır. Hz Ali (k.v) hicretten yaklaşık 20 sene önce, Receb-i Şerîf ayında, Cuma günü dünyaya geldi. Nübüvvetin 10. Senesinde, Hazreti Ali (k.v) 20 yaşında iken Ebû Tâlîb vefat etti. Babasını daha küçük yaşlarında kaybetmesiyle Peygamber Efendimizin (s.a.v) himayesine girdi. Bu onun dünya ve âhiret ehlinin önderlerinden olmasına da vesile oldu. Peygamber Efendimiz (s.a.v) Hazreti Ali (k.v)’yi çok sevmiştir. Hicretin 1. Yılında kızı Fâtımâtü’z Zehrâ Hazretleri ile Hz. Ali (k.v)’yi Medîne-i Münevvere’de evlendirdi. Hz. Ali (k.v)’nin bu evlilik sırasında yaşı 24 idi. Hazreti Fâtımâtü’z Zehrâ’nın dâr-ı bekâya irtihaline kadar geçen 11 senelik sürede 6 evlatları dünyaya geldi. Bunlardan 3 tanesi erkek 3 tanesi de kız oldu. Hicret-i Nebeviyyenin 3. Senesinde Hazreti Hasan, 4. Senesinde de Hazreti Hüseyin Medîne’de dünyaya geldi. Diğer erkek evladının adı ise Muhsin Muhammed Ekber’dir. Muhsin Muhammed Hicret’in 6. Senesinde dünyaya geldi. Kızları:  Hz. Ümmü Gülsüm Hicret-i Nebevî’nin 8. Senesinde, Hz. Zeynep 9.ve Hz. Rukiyye 10. Senesinde dünyaya geldi. Hz. Ali’nin (k.v) Hz. Fâtımâ’nın vefat etmesinden sonra 4 eşi ve çok sayıda cariyesi olmuştur. Bunlardan 14 oğlu ve 10 kızı olmuştur. Çocuklarının çoğu henüz küçük yaşlarında vefat etmiştir. Mübârek soyları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin efendilerimizden devam etmiştir ve bu soydan gelenlere seyyidler ve şerifler denmiştir.
      Hz. Ali (k.v) Hz. Osman’ın şehid edilmesinden sonra Halife oldu. Hilafet sancağı hicret-i Nebeviyye’den 36 yıl sonra Hz. Ali’nin (k.v.) ellerinde dalgalandı ve yaklaşık 5 sene mü’minlere halifelik yaptı. Etkileri günümüze kadar süre gelmiş olan Cemel vak’ası da onun döneminde vuku bulmuştur. Cemel Vak’ası, Hz. Osman’ın şehid edilmesiyle birlikte Hz. Ali (k.v) ve Hz. Âişe validemizin arasında oluşan ihtilaf sonucunda çıkan bir savaştır.  Hz. Ali (k.v) birçok hâdiseye şahitlik ettiği gibi Peygamber (s.a.v) Efendimizden de çok sayıda Hadîs-i Şerif nakletmiştir.
    Hz. Aliyyü’l-Murtazâ (k.v), tasavvuf ve tarikat reislerindendir. Giriş kısmında zikrettiğimiz hikâyede de görüldüğü üzere Mevlevî tarikatı ve sâir tarik-i aliyye’de onun yolunu takip etmiştir. Tasavvuf ehlinin takip ede geldiği bir diğer yol ise Hz Ebû Bekir efendimizin yoludur. Tasavvuf, Hz Ebû Bekir ve Hz. Ali’nin Peygamber Efendimizden (s.a.v) aldıkları hilafet ile sürdürülmüştür.  Tarikat, Peygamber Efendimizin (s.a.v) döneminde isim itibari ile yoktu. Ancak usul ve adabı vardı. Mesela, Peygamber (s.a.v) Efendimizin Hz. Ali (k.v)’ye telkin ettiği kelime-i tevhid veya ashab-ı suffe’nin bir araya gelerek yaptıkları sohbet, zikir veya ilim öğrenmek için toplanmaları daha sonra tarikatların bir sistem olarak örnek aldıkları usul ve adaplardandır. Misâlen, Hz. Ali (K.v) Peygamber Efendimizden aldığı ve öğrendiği usulü Hz. Hasan-ı Basrî’ye öğretmiş ve hilafet vermiştir. Ayrıca tasavvuf ehlinin usul ve adaplarından olan hırka giymek, sarık sarmak ve o sarığın ucunda fazlalık bırakarak omuzdan sarkıtmak ve mevlevî’lerin ayak mühürlemek dedikleri usul bu dönemde vuku bulan hadiselere dayanmaktadır.
      Hz. Ali’nin (k.v) dünya hayatı da Peygamber efendimiz gibi 63 yıl sürdü. O’da daha sonra yaşanacak Kerbelâ hadisesinde muhterem evlâdı Hz. Hüseyin’in şehid olduğu gibi şehid oldu. Hilafetinin 5. Senesini doldurmaya birkaç ay kala, mübarek Ramazan ayında, Cuma günü, sabah namazını edâ etmek için mescîd-i şerife gitti. Mü’minler’in emîri, Peygamber (s.a.v)’in halefi ve ilk imam olan Hz. Ali (k.v) mihraba geçti ve sabah namazını kıldırmaya başladı. Daha ilk rek’at kılındığı sırada Mülcem oğlu Abdurrâhman’ın kafasına vurduğu kılıç darbesi ile yere düştü. O darbe Hz. Ali’yi yaraladı. Hemen kaldırılıp evine götürüldü. Anlaşıldı ki, sadece kılıçla yaralanmamış, kılıca sürülmüş zehir ile de zehirlenmişti. Hz. Ali (k.v) 3 güne yakın bir süre daha yaşadı. Sonunda zehrin de etkisiyle şehid oldu. Tarikattaki halifesi Hasan-ı Basrî (k.s) olmuştur.


*Ferîdüddin Attar hazretlerinin ve Necmeddîn-i Kübrâ hazretlerinin hayatları daha önce paylaşılmıştı. Oradan okunabilir.