BEN YAŞADIKÇA KUR'AN'IN BENDESİYİM. BEN, HZ. MUHAMMED MUSTAFA'NIN YOLUNUN TOZUYUM. BİRİ BENDEN BUNDAN BAŞKASINI NAKLEDERSE ONDAN DA ŞİKAYETÇİYİM, O SÖZDEN DE ŞİKAYETÇİYİM. -HZ. MEVLÂNÂ KS.-
29 Nisan 2020 Çarşamba
24 Nisan 2020 Cuma
15 Nisan 2020 Çarşamba
Şeyh Gâlib: Dîvân Edebiyatının Zirvesi ve Mevlevî Yolunun Aşığı
![]() |
| Galata Mevlevîhânesi’nde Şeyh Gâlib’in türbesine ait giriş tabelası
|
MÜSEDDES
O mehin meclîsi reşk-âver-i hurşîd olsun
Sâyesi hâb-geh-i çeşm-i sitem-dîd olsun
Gâhîce bâri gönül nâil-i ümmîd olsun
Varalım bezmine vuslat yine tecdîd olsun
Gecemiz kadr-i mübârek günümüz îd olsun
Mey-perestân olıcak bang zeni yâ mâ’bûd
Eylesin kulkul-ı mînâ dahî âheng-i sürûd
Derd-i aşkı beni kılsın müteselli hoşnûd
Mest olup bâde-i nahvetle dil-i fakr-âlûd
Görelim âlem-i endîşede Cemşîd olsun
Gamzesi câna yakın kâfir-i câdü-fikret
Ârızı âteş-i sâd-hırmen-i akl u fıtrat
Nergisi vâkıf-ı her neş’e vü her keyfiyyet
Gerçi tâkrîr-i merâm etmeğe yokdur hâcet
Bâis-i âh ü figânım buna te’kîd olsun
Düşmesin murg-ı hevâ sehv ile dam-ı kesele
Beste dil kalmayalım rişte-i tûl-i emele
Neş’emiz yoğsa dahî aşkı hakîkatte hele
Feyz-i hikmetle alup sâgar-ı sahbâyı hele
İçelim mey sevelim dil-beri taklîd olsun
Tutdu Gâlib katı çok rûze-i derd ü elemin
Kalmadı tâb ü tüvân çekmeğe cevr ü sitemin
Yeter ey şeh yeter ağyâr-ı denî sürdü denim
Görelim biz de meh-i lutf ile mihr-i keremin
Gecemiz Kad-i Mübarek günümüz îd olsun
MESNEVÎ'DEN HİKAYELER - STORIES FROM THE MATHNAWİ
The Story Of The Greengrocer And The Parrot And The Parrot's Spilling The Oil In The Shop
BAKKAL VE TÛTÎ (TURKISH - ENGLISH)
--------
Story of the Jewish king who for bigotry’s sake used to slay he Christians Part 1 (-2-) (-3-) (-4-)
YAHUDİ PADİŞAHIN HİKAYESİ 1. BÖLÜM (TURKISH - ENGLISH) 2. Bölüm 3. Bölüm 4. Bölüm -------THE STORY OF ANOTHER JEWISH KING WHO ENDEAVOURED TO DESTROY THE RELİGİON OF JESUS.
8 Nisan 2020 Çarşamba
Ömer Tuğrul İNANÇER - BERAT KANDİLİ
The Story Of The Greengrocer And The Parrot And The Parrot's Spilling The Oil In The Shop
BAKKAL VE TÛTÎ (TURKISH - ENGLISH)
--------
Story of the Jewish king who for bigotry’s sake used to slay he Christians Part 1 (-2-) (-3-) (-4-)
BARSİSA HİKAYESİ
-------
THE STORY OF ANOTHER JEWISH KING WHO ENDEAVOURED TO DESTROY THE RELİGİON OF JESUS.
BAŞKA BİR YAHUDİ PADİŞAHIN HİKAYESİ (TURKISH ENGLISH)
-------
HOW ‘AZRA’IL (AZRAEL) LOOKED AT A CERTAIN MAN, AND HOW THAT MAN FLED TO THE PALACE OF SOLOMON; AND SETTING FORTH THE SUPERIORITY OF TRUST IN GOD TO EXERTİON AND THE USELESSNESS OF THE LATTER.
------
------
THE STORY OF THE CONTENTION BETWEEN THE GREEKS AND THE CHINESE IN THE ART OF PAINTING AND PICTURING.
TEKKEYE GELEN KONUĞUN BİNEĞİNİ SATAN SÛFÎLERİN HİKAYESİ (TURKISH ENGLISH)
Daha başka hikayeleri ve Hz. Mevlana ile ilgili çeşitli paylaşımları blogtan bulabilirsiniz.
7 Nisan 2020 Salı
2 Nisan 2020 Perşembe
739.Vuslat Yıl dönümü
Mevlevîlerce sema’ nâfile bir ibadettir. Belirli bir ritim ile ve musiki eşliğinde yapılan, sağdan sola, kalbin etrafında çark atıp dönerek icrâ edilir. Ruhen yükselmek ve Allah’a gidilen yolda mesafe almak için yapıldığı takdirde caiz olarak görülür. Sema’ ın haram mı veya helal mi olduğu çok tartışılmıştır. Bu tartışma Hz. Mevlânâ zamanında da olmuştur. Böyle bir tartışmayı bizzat yaşayan Hz. Mevlânâ’dan şöyle bir söz rivayet edilir:
“Peygamber devrinde semâ yoktu, bu bid’at de nereden çıktı?” diyenlere sofiler: “Peygamber devrinde minare de yoktu. Semâ’ da minarenin çıktığı yerden çıktı. Şâyet bunlar bid’at iseler “bidat-i hasene” olmuşlardır; İslâmın ruhuna, iman ve aşk yolunda hizmet verme, faydalı olma anlayışına uygun düşmektedirler.” Diye cevap verirler.
HZ. MEVLÂNÂ SEMA’ ETMİŞ MİDİR?
SEMÂ’IN ÂDAP, ERKAN VE KISIMLARI
Hz. Şeyh şöyle buyuruyor:
“Genelde semâ’ın yapıldığı güne ‘mukabele günü derler. Onun için gönül ehli olan bütün ihvân toplanır ve kinden, hileden, düşmanlıktan arınarak, birbirlerinin karşısına, aynaya bakar vaziyette otururlar. Böylece birbirlerinin yüzlerini tam bir cepheyle görürler… Fakat mukabelede esas olan, yüzyüze gelecek şekilde oturmaktır. ‘Mümin, müminin aynasıdır’ hakikatince, kalp kalbe karşı, kin ve nefretten arınmış olarak sanki aynaya bakıyormuş gibi kardeşin kardeşe bakması gerekir. Ki bu sayede birliğin sırlarına ve tevhidin müşahedesine nail olmak mümkün olsun. Mukabele lafzının asıl manâsı ve sırrı budur. Bu lafza başka türlü manâ verenler, bizim kastettiğimiz bu manâdan gafildirler.”
Bu kısa bölümde önce semâ’ ın yapıldığı günün adını ve sırrını öğrendik. Şimdi de semâ’ a başlamadan hemen önce duyduğumuz ney üflemenin anlamını ve sonrasındaki her bir hareketin sırlarına bakalım.
“Allah-u Teâlâ, neyzenlerin Hak aşkıyla gönüllerinden husûle gelen arş-ı a’lâlarından âdeta bir kutlu nefes gibi yarattığı esintilerle, cennetteki ağaçların zilleri mesâbesinde olan neye dokundurur ve ondan çıkan ilâhî nağmeler, âşıkları mest eder. Eğer halktan biri, o leziz nağmeleri âşıkların dinlediği gibi dinleseydi, onun güzelliğinin şiddetinden nefisleri ölür ve böylece derviş olurlardı. Bununla da kalmaz 'Ölmeden önce ölünüz’ sırrına mazhar olurlardı.
Âşıklar topluluğu, cennet bahçelerinden bir bahçe olan beden kabirlerinden, c ennet-i ‘âcilenin lezzetini idrak ediyorken, varlık ve yokluk arasındaki berzah âlemin de hayret makamında oldukları bir esnada aniden ‘Sûra üfürüldüğü gün, işte o gün çok zor olan bir gündür. Hele kâfirler için hiç de kolay değildir.’ (Müddesir, 8-10) âyet-i kerimesinin sadâsı kulaklarına değer değmez, irkilirler. Ve içerisinde bulundukları bu zevkin son bulmasıyla, sanki kıyamet günü ölülerin ellerini yere vurarak ayağa kalkması gibi kıyama dururlar. Ve o an kıyâmet-i suğrayı (küçük kıyameti) bütün görünürlüğüyle idrâk ederler. Ve lisân-ı halle derler ki; ey gaflet uykusunda olanlar, uyanın! Ki, sûr’a üfürüldüğü zaman bütün ölüler kabirlerinden aynen böyle kalkacaklardır. Size lâzım olan, bu sırrı idrâk etmeniz ve bu idrâkin şuuruyla kıyâmet-i kübrâ’ya (büyük kıyamet) hazırlık yapmanızdır. Bunun içinse, etrafındakilerin bir halka şeklinde yekvücûd olduğu bir azizin etrafını dolanmanız gerekir. Âhirette herkes tâbi olduğu kimselerle çağırılıp beraber haşrolacağına göre siz de Allah’ın kendisinden hoşnut ve razı olduğu bir azizin halkasına girin ki; âhirette onunla beraber haşrolasınız. Nitekim Allah-u Teâlâ, bir âyet-i kerimesinde ‘Kıyamet günü bütün insanları önderleriyle çağıracağız.’ (İsrâ, 71) buyurmuşlardır.
Mukabele tamam olduktan sonra şeyhin tayin ettiği şekil üzere şeyh efendi, ortadan çıkıp makamına geldikten sonra dev r-i saniye (ikinci devre) dönüldüğünde, mebde’ ve mead’ın sırlarına, âlemin ve âdemin zuhuruna (yaradılışına) işaret ederler.”
Geldiğimiz bu noktada ise Şeyh Hazretleri mukabelenin sırrını, semâ’ın hemen başındaki ney üflemenin manasını ve elleri yere vurmak suretiyle ne anlatılmak istendiğini açıkladı. Bundan sonra mebde ve mead (semahanenin ortasına çizilen hayali bir çizgi ile temsile edilen dünyaya doğuş ve ahirete doğuş), birinci devir, ikinci devir, üçüncü devir ve bitişini okuyacağız.
“Meşâyihden bazıları, bu zikrettiğimiz edvârı (devirleri) ve esrarı tâliblere anlatabilmek için, bu âleme mahsus olan şeylere teşbih ederek anlatmaya çalışırlar. Ki bu sayede işin manevi yönünü, misallendirme yoluyla açıklayabilsinler. Meselâ; kimisi zât-ı ehâdiyyeti bir notaya teşbih eder. Ki o nokta süratle döndüğünde daire gibi gözükür. Lakin o daire vehmîdir. Yani görünüşte daire gibi gözükse de, hakikatte vücudu oktur ve asıl var olan bir noktadır, daire değil. Böylece zât-ı ilâhî, mevcudâtın üzerine bu şekilde kıyas edilir. Bazıları ise; bir nokta koyup o noktanın başlangıcından bitişine kadar bütün bir çizgiyle birleştirirler. Ve notanın sağ tarafını âlem-i zuhur, sol tarafını ise âlem- bütûn kabul ederek bu sırları bu şekilde teşbihen göstermeye çalışırlar. Meselâ kenardaki daire gibi.”
1. Devir
Kendi merkezinden huruç edip (çıkıp) Hakk’ın yanına yönelen ve merkez-i hakîkî’ye yakın olan âşık bir kimseye Cenâb-ı Allah, üç izzetten ve derece-i istiğnadan olmak üzere ona yakın olur.
İKİNCİ DEVİR
ÜÇÜNCÜ DEVİR
BİTİŞ
Yapılan bu üç devrin ve her devirden sonra verilen selâmın sırrı budur. “
SEMA’ IN KISIMLARI
MESNEVÎ’DEN SEMÂ’ A DAİR…
“Halkın tamburla çaldıkları ve boğazla terennüm ettikleri, çarhın devranı sesidir.”
“Mü’minler de derler ki cennetin âsârı, her kötü sesi latif bir hâle getirmiştir.”
“Bizim hepimiz Âdem’in eczâsıyız. Ceddimiz cennette, biz de onun sulbünde iken o sesleri duymuştuk. Su ve çamur yani bu unsur-ı turâbî, bize şek verdiyse de o seslerden yine bir miktarı hatırımıza geliyor.”
“Zurnanın inlemesi ve davulun güm güm etmesi, bir parça sûr-ı İsrâfil’e benzer. O hâlde semâ’ âşıkların mânevî gıdasıdır ki onda içtima’ hayali vardır.”
”Ey cesur sâlik, çarhı ayağının altına al da feleğin üstünden semâ’ sesi işit.”
“Hicâblardan çok suret ve çok seda vardır, lâkin kulak ve gözde Allah’ın mührü bulunmaktadır.”
“Cenâb-ı Hak, kemâl, cemâl, cilveden dilediğini göze iliştirir ve gösterir.”
“Yine Cenâb-ı Hak semâ’, beşaret ve cûş u hurûştan dilediğini kulağa işittirir. Herkes doğru işitmeye muktedir değildir, nitekim incir her küçük kuşun lokması olamaz.”
“Hususiyle ölmüş ve çürümüş bir kuş, gözsüz ve hayalperver bir kör.”
“Aşk mutribi terennüm ve semâ’ esnasında şunu çalar: Bendelik bağdır, efendilik baş ağrısıdır.”
“His kulağı o nağmeleri duymaz, çünkü zulümlerden o his kulağı necis olur.”
“Âşıklar coşkun bir sele düşmüşler ve aşkın hükmüne kalben rıza göstermişlerdir. Değirmen taşı gibi gece gündüz bîkarar olarak inleyip dönmektedirler. Değirmen taşının dönmesi, ırmağı arayanlar için şâhittir; ki kimse ‘o ırmak rakiddir’ (harektsiz, durgun) demesin. Eğer gizli bulunan ırmağı görmüyorsan, hariçteki dolabın dönüşünü gör.”
“Mademki o ırmağın çevirmesinden feleğin kararı yoktur, ey gönül sen de yıldızlar gibi ârâm ve sükûn arama. Eğer kaderin döndürmesini görmüyorsan, anasırdaki dönüşü ve cûş-u hurûşu gör. Çünkü köpüklerin ve çer çöp makulesi şeylerin dönmesi, o şerefli denizin galeyanındandır.”
“Güneşle ay iki değirmen öküzü gibi dolaşırlar, vazifelerini muhafaza ederler. Feleğin ayı böyle dönmekte olduğu için bazen karanlık, bazen aydınlık olur.”
“Ey gönül, sen bu yüzbinlerce mahlûkatın bir cüz’ü iken Hakk’ın hükmü karşısında nasıl bîkarar olmazsın? Kendini yani nefsin arzusunu kıracağın ve şehvet yarasından pamuğu kaldıracağın bir yerde raks et. Raks ve devrânı meydanlarda yaparlar. Merdân-ı ilâhî ise kendi kanları içinde çırpınırlar.”
“Onların cisimleri rakstadır, canlarını ise sorma. Hele rûh-i mahz olanlardan hiç sual etme.”
“Suya ve çamura yani anasıra bağlanmış olan ruhlar, o su ve çamurdan mesrûrü’l-kalb olarak kurtulunca, Hakk’ın aşkı hevâsında raks ederler ve bedrin kuyusu gibi eksiksiz olurlar.”
“Benliklerinden kurtulunca el çırparlar, kendi noksanlarından halâs bulunca raks etmeye başlarlar.”
“Onların mutripleri içlerinden def çalarlar, denizler onların cûşuhurûşundan köpük saçarlar. Ölümün elinden kurtuldukları için yeşil ve müteharrik dallar ve yapraklar gibi havada el çırpmaya başlarlar.”
“Dallar gören bir göze karşı tevbe edenler gibi neşesinden raks etmekte , yapraklar mutripler gibi el çırpmaktadır.”
“Rüzgâr tesiriyle türlü türlü rakseden söğüt dalı gibi sağa sola oynamaktadır. Güneeş felekte el çırpmakta, zerreler ise âşıklar gibi oynamaktadır.”
Semâ’ ile ilgili başka beyitler de mevcut. Daha fazlasını arayan arkadaşlar Mesnevî-i şerifle birlikte başta Dîvân-ı Kebîre de müracaat edebilirler. Ben bu kadarının kâfi olduğunu düşünüyorum.
ŞEB-İ ARUS
ŞEB-İ ARÛS GÜLBANGİ
“Vakt-i şerif hayrola, hayırlar fethola, şerler def ola, Leyle-i Arûs-i rabbanî, vuslat-ı halvet sarây-i sübhânî, hakk-ı akdes-i Hudâvendgârîde, ân-be ân vesîle-i i’tilâ-yı makam ve füyûzât-ı rûhâniyyet-i aliyyeleri cümle peyverânı hakkında şâmil ü âmmola, dem-i Hazret-i Mevlânâ, sırr-ı Şems-i Tebrîzî, kerem-i İmâm-ı Alî hû diyelim, Hû.”
Kaynakça:
*İsmail Rusûhî Ankaravî, Minhâcu’l-Fukara
