HADÎS-İ ŞERÎF
’Muhakkak ki zamanınızın günleri içerisinde Rabbinizin, (zatına yaklaştıran) tecellileri (bağışları, rahmet esintileri) vardır. Şu halde kendinizi ona arz edin. Umulur ki size o (tecelli)ler den bir tecelli isabet eder de ondan sonra ebediyen şaki (bedbaht, mahrum, mutsuz) olmazsınız.’ (Taberânî, Kebîr, c.19, s. 233 H. No: 519)
MESNEVÎ
Hz. Peygamber: “Hakk’ın güzel kokusu bu günlerde ortaya çıkar” buyurmuştur. Aklınız bu günlerde olsun ki, siz de bu kokulardan hissenize düşeni alın. Ancak bu esinti geldi, geçti, istediğinin canına can olup gitti. Kendine gel, şimdi bir başkası daha geldi. Ey arkadaş! Bari bundan gafil olma. Canında ki ateşi, onun ateşiyle söndürmeyi öğret. Ölü can onun lütfuyla dirildi. Bu, Tubâ ağacının hareketidir, halkın hareket etmesine benzemez. Eğer bu esinti, o güzel kokuları yere ve göğe getirse ödleri su olurdu. Sen, bu nihayetsizlikten korkmayı, “Onu yüklenmekten çekindiler” âyetinden oku da gör. “Ondan korktular” âyetini anla! Yüklenmekten korktukları yükün korkusundan yürekleri kan olmadı mı? Hakk’ın o hoş kokusu dün gece bir başka geliyordu ama gelen birkaç lokma ile kapı kapandı. Lokman’ı lokma esir aldı. Sen git ey Lokma, şimdi Lokman’ın sırası. Sen ıstırap lokmasını istemekten kurtulmadıkça, Lokman’ın ayağındaki dikeni bulamazsın. Değil onun ayağındaki dikeni, gölgesini bile bulamazsın. Senin hırsın bunu görmeyi engelliyor. Sen hurma diye görüneni diken bil, çünkü sen hem nankör hem de çok görgüsüzsün. Allah’ın gül bahçesi olan Lokman’ın canı, ayağına batan dikeni hisseder mi? Bu vücut, diken yiyen deve gibidir. Devenin üzerindeki Mustafa’dan ise o, ona hâkimdir. Ey deve! Senin sırtındaki de gül gibi, onun esintisiyle sende yüzlerce gül bahçeleri yetişir. Ancak senin meylin hâlâ dikene ve kumsala. Bu arta kalmış dikenden nasıl gül toplayacaksın? Ey bu isteğe esir olan, ne zamana kadar köşe bucak dolaşıp “Nerede bu gül bahçesi” diye söyleneceksin? Gözünü karartan, şu ayağındaki dikeni çıkar. Bununla nasıl arayabilirsin? İnsanoğluna dünya dar gelirken, gizlenmiş bir dikenin (hırs) etrafında dolaşıyor. Mustafa (s.a.v) kendine bir sohbet arkadaşı istedi de “Konuş benimle ey Hümeyrâ (pembecik), konuş” dedi. Ey Hümeyrâ! Nalı ateşe koy da şu dağ, kıpkızıl yakut oksun. Araplar cana dişil mana verirler. Bu Hümeyrâ kelimesi de dişil manadadır, can kelimesi de öyle. Ancak ruhun, dişillik ve erkeklikle alakası yok. Canın kadınlıkla ilgisi yok. Bu can kuru ve yaştan (nefsânî) değil, dişilik ve erkekliğin üstünde bu can. Bu can, ekmekle kuvvetlenen veya halden hâle dönen, evirilip çevrilen can değil. O hoştur, hoşluğun aynıdır, kendisidir. Ey bu yolda istekli! Sen kendini düzeltmezsen, başkasını nasıl düzeltirsin? Sen şekerden daha tatlı şeker olsan, o tat senden gidiverir. Peki, bu adayışın seni şeker haline getirse, iki şekerin tadı birbirinden ayırt edilebilir mi? Ey arkadaş! Âşık, halis şarabının kendisi olur, ondan feyz alırsa orada akıl kaybolur. Sırrın sahibi o bir parçacık akılmış gibi görünse de, aslında aşkı o inkâr eder. Zekidir, bilgindir ama (aklı küllide) kaybolmamıştır. Melek bile yok olmadıkça Şeytan’dır. Bu akıl, her işimizde yardımcıdır, ama hal hükmüne gelince bilemez. Varlığından geçmezse yok olur. Şu bir gerçek ki, kendiliğinden yok olmazsa zorla yok olacak. Can kâmildir, onun sesi de öyledir ki, Hz Peygamber “Ey Bilâl! Bizi ferahlandır, Ey Bilâl! O coşkun sesini can kulağına üflediğim nefes ile yükselt. Âdem’e bile tesir eden, gök ehlinin aklını alan, o hoş sesi yükselt. O hoş ses Mustafa’ya (s.a.v) bile tesir etti, kendinden geçirdi de Ta’rîs gecesi namazı kaçırdı. Sabah namazı geçti, kuşluk vakti geldi de O bereketli uykudan başını kaldıramadı. O gece, gelinin huzurunda, tertemiz canları el öpme devletine erişti. Aşk ve can, her ikisi de saklıdır. Bunun için ona gelin dedim, bana kızma! Sevgili benden usanmış olsa susardım, bana bir an mühlet verse söylemezdim. Ancak o bana “Söyle, bu sana ayıp değil. Gayp âleminden gelen bir istek, başka bir şey değil bu” diyor. Ayıp, sadece o ayıbı görene göre ayıptır. Ancak mana âleminin temiz ruhu ayıp görmez. Ayıp cahil mahlûka göre ayıptır. Kabul eden Allah’a göre değil. Allah’a göre küfürde bile bir hikmet vardır. Ama bu küfür halkta olursa bu bir afettir. Birisinin yüzlerce hikmetinin yanında bir de ayıbı olursa, o bitkiler arasındaki bir çöp gibidir. Terazide her ikisi birden tartılır, çünkü bu ikisi aynı bedendeki can gibi birliktedir. Demek ki mana erleri şu sözü boşuna söylemediler: Temiz kişilerin bedenleri de canları gibi tertemizdir” Onların sözleri ve görünümleri başka bir benzeri olmayan can olmuştur. Onların düşmanlarının canlarıysa sadece bedenden ibarettir. Tavlada kırılmış pul gibi sadece suretten ibaret. O toprağa girdi, toprak oldu, bu ise tuza düştü temizlendi. Mustafa (s.a.v) bu tuzdan güzellik elde etmiş, bu tuz ile hoş sözlü olmuştur. Bu tuz onun mirasıdır, mirasçıları da seninle, onları bul. Onlar senin önünde durmuşlar, ama senin önün nerde? Nerede önü düşünen can? Sende ön, art düşüncesi varsa sen hala bedene bağlısın, candan yoksun. Alt, üst, ön, arka bedene aittir. Canın ise yöne bağımlılığı yoktur. Sen de o padişahın nuruyla bak ki, eksik görenlerin baktığı gibi şüpheye düşme. Sende eğer hüzün ve sevinç (varlık, canlılık) varsa, yoklukta ön, arka nerde, onu göster?
HADÎS-İ ŞERîF
İlkbahar mevsiminin serinliğini ganimet bilip faydalanın. Çünkü o, ağaçlara nasıl faydalı oluyorsa bedenlerinize de aynı şekilde faydalı olur.
MESNEVÎ
Hz. Peygamber (s.a.v) “Dostlar, sakın vücudunuzu bahar serinliğine karşı sakınmayın. Çünkü o, ağaçların canlarına nasıl can katarsa, sizinkine de öyle yapar. Ancak güz mevsiminin serinliğinden kaçının, bağ ve bahçelere ne yaparsa size de aynısını yapar o. “ dedi. Fakat tefsirciler bu hadisi sadece görünen mânâsına göre açıklamış, bu manayı yeterli görmüşlerdir. Bunların özden haberleri yok. Dağa bakmışlar ancak içini görememişlerdir. Allah’a göre güz mevsiminden mana nefis ve hevâdır. İlkbahar ise akıl ve cana yeniden can katar. Senin aklın yetersiz ve gizli, onun için bu dünyada kâmil bir akıl sahibi bul. Bu sayede, sendeki cüzî akıl ile onun (kâmil insanın) küllî aklı tamamlansın. Bu küllî akıl nefsi zincir gibi tutar. Bu hadisin tevili edildiğinde “ Temiz esintiler, tüm nebata hayat veren ilkbahar gibidir” manasına gelir. Velilerin sözleri yumuşakta olsa sertte olsa onlardan sakınma. Çünkü bu sözler dinin aslıdır. Onların sözleri sıcakta olsa soğukta olsa, hoşça kabul et. Çünkü bu sözler seni cehennemin sıcak ve soğuğundan korur. Onun sözleri hayata can veren ilkbahar gibidir. Onun sözleri yakînin, en doğru bilginin ve kulluğun ta kendisidir. Gönül bahçesini onun sözleri diriltir. Gönül denizini onun hazineleri doldurur. Can bahçesinden bir parça eksilse, bilgili kişiye bu, gam ve keder verir.
HADÎS-İ ŞERÎF
“Her Allah’ın günü iki melek iner. Birisi: Allah’ım! Malını infak edene yenisini ver”, diğeri “ Allah’ım! Cimrilik edenin malını yok et!” diye beddua ederler.” (Buhârî, Zekât 27; Müslim, Zekât 57)
MESNEVÎ
Hz. Peygamber (s.a.v):” Daima iki melek o hoş sesleri ile öğüt vermek için nidâ ederler ve “Allah’ım! Malından infak edenlere sen de ver, onlara, hayra verdikleri her bir dirhem karşılığında binlerce kat fazlasını ver. Ey Rabbim! Dünyada cimrilik edenlere de zarar ve ziyandan başka bir şey nasip etme” derler” dedi. Allah’ın malını onun istediği yere ver, malını öyle saklayanlar var ki, infak edenlerden daha hayırlılar. Hakkın verdiği nimeti küfür için kullanan kâfirler gibi olma ki, bolca lütuflara ulaşasın. Çünkü onlar, Hz Peygambere (s.a.v) karşı üstün gelebilmek için develerini kurban ederlerdi. Allah’ın emirlerini, ona vâsıl olandan sor. Çünkü her gönül sahibi, onun emirlerine vâkıf olamaz. İsyankâr bir kölenin padişahın malını asilere dağıtıp da kendisini adalet sahibi zannetmesi misaline benzer. Hak Teâlâ’nın Kur’an’ında “Onların bütün harcadıkları boşunadır.” (Enfâl, 8/36) diyerek gafilleri korkutur. Mekke büyüklerinin, Hz. Peygamber (s.a.v) ile savaşırken deve kesmeleri, âsinin padişahın malını isyankârlara dağıtarak adalet sahibi olduğunu zannetmesine benzer. Müminin namazda korkarak “Bizi doğru yola ilet” (Fatihâ, 1/6-7) demesi bunun içindir. Paradan infak etmek cömert olana yakışır. Asıl cömertlik ise, can veren âşığın işidir. Allah için ekmek verirsen, ekmek bulursun. Allah için can verirsen canına can katarlar. Allah için yapraklarını döken çınara Allah’tan yapraksızlık azığı verilir. Allah için bütün malını infak edersen o seni lütfu ile hiç çaresiz bırakır mı? Ekin ekmek için önce ambar boşaltılır, hasat vakti gelince asıl güzellik tarlada ortaya çıkar. Ancak ekini ambarda tutup biriktirirsen farelere yem olur. Bu dünya aslında yoktur, hakikat âlemini ara. Sendeki surette sıfır, sen onu manada bul. Şu tatlı ve acı olan candan geçte tatlı denize benzeyen canı al.
HADÎS-İ ŞERÎF
Kadınlar akıllılara üstün gelir, cahillere mağlup olurlar.
MESNEVÎ
Hz. Peygamber, “Kadınlar, akıllı olanlara ve ehl-i gönüle üstün gelirler, cahillere ise mağlup olurlar. Çünkü onlar sert ve kötü tabiatlıdırlar. Cahillerin sevgi, bağışlama gibi insânî özellikleri azdır. Çünkü yaratılışları gereği hayvan tabiatlıdırlar. Sevgi ve bağışlama, insanlık vasfıdır, şehvet ve öfke ise hayvanlık vasıflarındandır. Kadın sevgili değil, Allah’ın nurudur. Yaratılmış değil, sanki yaratıcıdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.