Mesnevî’de çok sayıda Hadisi Şerif ve Âyet-i Kerîme bulunmaktadır. Hz. Mevlânâ (ks.) bazen beyitlerin içine o beyiti tamamlamak için, bazen de Âyet-i Kerîmeleri veya Hadîs-i Şerifleri açıklamak üzere müstakil bir başlık açarak tefsirlerini yapmıştır. Bendeniz de bu yayında Mesnevî-i Şerif’in 1. defterindeki Hadîs-i Şerifleri ve bu Hadîs-i Şeriflere Hz. Mevlânâ’nın (ks.) yaptığı, bazen kısa, bazen de nispeten uzun olan tefsirlerini sizlerle paylaşmak istedim. Uzun olmaması için de bu yayını iki bölüme ayırarak sizlerle paylaşıyorum. Umarım beğenerek okursunuz.
Peygamberlerin ve Âriflerin Gafletten uyanık olmaları. Kehf Suresine işâret ve “Uyku Ölümün Kardeşidir” Hadîs-i Şerifinin Açıklaması
MESNEVÎ
Allah “onlar uykudadır” dedi, bunu inkâr etme. Onlar gece gündüz dünya hallerinden uykudadırlar. Rabb’in elinde evirip çevirdiği kalem gibidirler. Yazı yazılırken eli görmeyen kimse, bu hareketin kendi kendine olduğunu sanır. Allah, ârifin bu halinden halka çok azını gösterdi; halk arifin bu halinden gaflete düştü. Onların canları, aklın ermediği sahralara gitti. Şimdi ruhları da bedenleri de huzur içinde. Yine bir ıslıkla onları tekrar tuzağa çekersin. Onlar yine dünyanın esiri olurlar. Sabah vaktinin aydınlığı, göründüğünde altın akbaba kanat çırpınca, sabahı ağartan, İsrafil gibi, herkesi o diyardan suret âlemine getirir. Ayrı olan ruhları bedenlerine sokar; her bedeni de yeniden gebe bırakır. Can atları her an eğersiz kalabilir; “Uyku ölümün kardeşidir” sırrı budur. Ama sabahları geri gelmeleri için ayaklarına uzun bir bağ bağlar. Bu sayede gündüz çayırdan onu geri çeker böylece tekrar yük altına sokar. Keşke bu ruh, Ashâb-ı Kehf ya da Nuh’un gemisi gibi korunsaydı da şu gönül, göz ve kulağımız uyanıklık ve akıl tufanından kurtulsaydı. Dünyada, senin etrafında daha nice Ashâb-ı Kehf vardır. Mağara da dost da onunla birlikte, ama ne çare senin gözünde ve kulağında mühür var.HADÎS-İ ŞERİF
“ Zulümden kaçının. Zira zulüm, kıyamet günü karanlıklar olacaktır.” (Müslim, Birr)
MESNEVÎ
Zalimlerin zulmü karanlık bir kuyudur; bütün âlimler böyle dediler. Daha zalim kimse onun kuyusu daha korkunçtur. “Daha kötüye daha kötü ceza verilir”, adalet bunu söylemiştir. Ey zulümle bir kuyu kazan! Şunu iyi bil ki, sen kendi kuyunu kazıyorsun. İpek böceği gibi kendi etrafını örme; kendi kuyunu kazıyorsan bari kararlıca kaz. Sen zayıfları tek başına, kimsesiz sanma; Kur’an’dan “İza câe nasrullah”ı oku. Sen fil olsan, düşmanını korkutsan da senin için ebabil kuşu yeter. Yerde bir zayıf aman dilese, gökyüzünün ordusu birbirine karışır. Birisini ısırıp kan içinde bıraksan (sonra) diş ağrın tutsa ne yaparsın? Ey filanca kişi! İnsanlarda gördüğün zulümler aslında kendi huyundur; sen kendi huyunu onlarda görüyorsun. Senin varlığın, zulmün, anlaşmazlığın, gafletin onlara yansımıştır. O sensin, sen kendi kendini yaralıyorsun. O anda lanet ipliğini sen kendine dokuyorsun. O kendindeki kötülüğü açıkça görmüyorsun. Görsen kendi kendine can düşmanı olursun. Ey ahmak! Kendi (aksine) saldıran aslan gibi sen de kendine saldırıyorsun. Kendi hakikatini anlarsan, o kötülüklerin kendinden olduğunu anlarsın. Başka bir aslanın olduğunu zannettiği şeklin aslında kendi şekli (yansıması) olduğunu kuyu dibinde anladı aslan. Bir zayıfın dişini söken, yansımasını gören aslanın düştüğü duruma düşer. Ey karşısındakinin yüzünde bir ben gören, gördüğün aslında kendi beninin yansımasıdır. Ondan korkma!
HADÎS-İ ŞERİF
“Mümin müminin aynasıdır, mümin müminin kardeşidir… (Ebu Davud, Edeb, 49)
MESNEVÎ
“Mümin müminin aynasıdır.” Bu, peygamberden rivayet edilen bir haberdir. Gözünün önüne mavi bir cam tutmuşsun, o yüzden dünya sana mavi görünüyor. Eğer kör değilsen bu körlüğü kendinden bil. Sen kendine kötü de, başkasına değil. Mümin Allah nuruyla bakmasaydı; gayp âlemi mümine bütün çıplaklığı ile nasıl görünürdü? Ama sen Allah nuru ile değil, Allah ateşiyle baktığın için kötülük içinde kaldın, iyilikten gafil oldun. Şu ateşe azar azar Allah’ın nurundan serp de sendeki ateş nura dönsün.
HADÎS-İ ŞERİF
Küçük cihattan büyük cihada dönüyoruz. En büyük cihat kulun nefsiyle olan cihadıdır.
MESNEVÎ
Ey padişahlar! Dıştaki düşmanı öldürdük, içimizde ondan daha kötüsü var. Bunu öldürmek aklın fikrin işi değil. İçerideki aslan, tavşana maskara olmaz. Cehennem, bu nefistir; cehennem, harareti denizlerle eksilmez bir ejderhadır. Koca karıya benzeyen bu nefsin harareti, yedi denizi içse de azalmaz. Taşlar ve taş kalpli kâfirler; ağlayıp, inleyip, utanç içinde cehenneme girerler. Allah’tan ona, “Doydun mu?” diye bir nida gelir. O da “daha fazlası var mı?” der. Bütün bir âlemi yer yutar da, “Daha çok yok mu?” der. En sonunda Allah onun üzerine Lâmekân âleminden ayağını kor da işte o zaman sakinleşir. Bizdeki şu nefiste cehennemin bir parçası olduğu için, onun tabiatına sahibiz. Nefsi öldürecek ayak ancak Hakk’ın ayağıdır. Zaten nefsin yayını Allah’tan başka kim çekebilir? Yaya ancak doğru ok koyarlar. Ama bu yayın ters ve eğri okları da var. Ok gibi doğru ol da yaydan kurtul. Çünkü yaydan sadece doğru olan fırlar. Dıştaki savaştan dönünce, içteki savaşa yüz tuttum. Şimdi biz küçük savaştan döndük, Peygamber’le birlikte büyük savaştayız. Allah’tan kaf dağını iğne ile yarmak için kuvvet isterim. Şunu bil ki, saflar yaran aslan ile savaşmak kolaydır, asıl aslan nefsini yenebilendir.
HADÎS-İ ŞERİF
Sa’d kıskançtır. Ben Sa’d’den daha kıskancım. Allah ise benden daha kıskançtır. Kıskançlığından görünen görünmeyen bütün kötülükleri haram kılmıştır. (Müslim, Li'an 16, (1498); Muvatta, Akdiye 17, (2, 737); Ebu Davud, Diyat 12, (4532).)
MESNEVÎ
Allah kıskançlıkta âlemlerin önüne geçtiği içindir ki bütün âlem kıskanç oldu. O, can gibidir, bütün âlemse beden gibi. Bedene iyi ve kötü candan gelir. Namazında kıblesi Hak Cemâli olan kişinin, tekrar iman tarafına dönmesi yanlış olur. Padişahın elbisecisi olan, padişah için ticaret yaparsa bu onun için zulümdür. Padişahın yanında oturan, padişahın kapısına (gidip) oturursa bu ahmaklıktır. Padişahın elini öpme fırsatı gelmiş kişi, onun ayanını öperse bu yanlıştır. Ayağa baş koymak yakınlık olsa da, el öpmeye göre o yanlıştır. Sen Sultana yaklaştıktan sonra başkasına meyil edersen o seni kıskanır. Allah’ın kıskanmasının misali buğday gibidir, insanların ki ise harmandaki saman gibi. Asıl kıskançlık Allah’a aittir. Şüphe yok ki, halkın kıskanması onun kıskanmasından bir şubedir. Artık anlatmayı bırakayım da, on gönüllü sevgilinin verdiği sıkıntılarından şikâyet edeyim. Ağlayıp inlemeliyim, çünkü ağlamak ve inlemek O’nun hoşuna gider. O bizden iki âlemde de ağlayıp, inlememizi ister. O’nun hilesi, izzetli sarhoşlarının arasında olmamızı engelledi, nasıl feryat etmem? O’nun aydınlık yüzüne kavuşmadan, nasıl gece gibi kapkaranlık kalmam? O’nun can yakan işleri, bizim canımıza hoş gelir. Can yakan sevgiliye canım feda olsun. Biricik sevgilimiz hoşnut olsun diye, verdiği derde de razıyım kedere de. İki gözümdeki denizler inci dolsun diye gam toprağını gözüme sürme çektim. İnsanların ona döktüğü gözyaşları incidir, onun sadece gözyaşı olduğunu sanma. Ben canlar canından hikâye anlatıyorum, şikâyet etmiyorum. Gönül ondan incindiğini söylese de, onun bu yalan sözlerine gülmedeyim. Ey doğruların övdüğü! Doğruluk yap. Sen başköşesin, ben kapının eşiğindeyim. Mekânsızlık âleminde eşik ve başköşe nerede? Sevgilinin bulunduğu yerde benlik ve bizlik olmaz. Ey canı benlik ve bizlik davasından kurtulmuş olan. Ey erkeklik ve kadınlık vasfı olmayan. Erkeklik ve kadınlık ortadan kalkınca bir olan sensin. Birler silinince tek kalan yine sensin.
HADÎS-İ ŞERÎF
(Mâşâllâhü kâne ve mâ lem yeşe’ lem yekün, ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh’il-Aliyy’il-Azîm.)
Allah’ın dilediği olur. Dilemediği olmaz. Güç ve kuvvet ancak yüce olan Allah sayesindedir”
MESNEVÎ
Her şeyi söyledik ama Allah’ın lütf-u inâyeti olmasaydı biz bir hiç idik. Allah’ın ve Hak dostlarının bize yardımları olmasa melek bile olsan defterin kapkaradır. Ey Allah’ım! Ey lütuflarını esirgemeyen. Senin adından başka adı anmak doğru değildir. Bize lütfettiğin şu kadarcık irşad ile nice ayıplarımızı örttün. Lütfettiğin bu bir damla bilgiyi de senin denizine ulaştır. Bağışladığın bir damla ilmi, hevâ ve ten toprağından kurtar. Ten toprağı ona galip gelmeden, şehvet rüzgârları onu kurutmadan sen onu kurtar. Gerçi o, rüzgârlara kapılsa, kurusa da, sen onu kurtarmaya kâdirsin. Bir damla, ister havaya yükselsin, isterse yere insin, senin kudret hazinenden kaçabilir mi? Hatta o kaybolsa, kaybolmanın yüz kat içinde olsa, senin emrinle hemen ortaya çıkar. Yüzbinlerce zıt, zıttı içinde kaybolsa yine senin emrinle çıka gelir. Ey rabbim! Her an mana âleminden varlık âlemine ardı ardına kervan gelir. Hem de her gece, her düşünce ve bilgi o sonsuzluk denizinde yok olur. Sabah olduğunda ise balık misali tekrar geri dönerler. Güzün, o yüz binlerce dal ve yapraklar; bozguna uğrayıp o ölüm denizine dalarlar. Karga feryat eder, solup giden gül bahçesinin yeşilliklerine ağlar. Mana âleminin sahibinden, yediklerini geri ver diye tekrar ferman gelir. A kara ölüm! Nebâtaddan, sana faydalı olmuş her bitkiden ne yediysen artık geri ver. Ey kardeş! Bir an aklını başına al, sende de her an bahar, her an güz var. Gönül bahçesi yemyeşil, taptaze; güller, serviler, yaseminlerle dopdolu. Yaprakların fazlalığı dalları saklamış, çiçeklerin çokluğu bahçeyi de köşkü de örtmüş. Küllî akıldan aldığımız sözler bunlar. Bu güzel kokular, o gül bahçesinin, o sümbüllerin kokusudur. Gülün olmadığı yerde gül kokusu olur mu? Şarabın olmadığı yerde köpürmüş şarap gördün mü hiç? Koku, rehberdir, yol gösterir. Seni sonsuzluk cennetine, Kevser’e götürür. Koku, göze nur verir, ilaçtır. Yakup’un gözünü o açtı. Kötü koku gözü karartır. Yusuf’un kokusu göz nurunu artırır. Yusuf olamadıysan Yakup ol. Yalvarma ve yakarışta ona benze. Gazneli Hakîm’in şu öğüdünü dinle, eskimiş bedenin bir yenilik bulsun: “Nazlanmak için güle benzer bir yüz gerek, sende olmayan o yüzle kötü huyların etrafında dolaşıp nazlanma.”” Çirkin yüzlünün nazı da usandırır. Körün gözünde iki dert zordur.” Yusuf’a güzellik satma, ona nazlanma, Yakup gibi yalvar, yakar, başka bir şey yapma.
