"Cemâd idim, öldüm nebât oldum.
Nebât oldum, öldüm hayvan oldum.
Hayvan oldum, öldüm Âdem oldum.
Öyle ise ölümden ne korkayım ki,
Ölmekle noksan mı oldum?
Bir hamle daha edeyim:
İnsanken öleyim de melekler âlemine geçeyim,
Kanatlar açayım.
Melek olduktan sonra da o mertebeyi terk etmek gerek;
Çünkü “Her şey fânidir, helâk olur; yalnız veçh-i bâkî kalır.
Melek sıfatını da terk edip yok olayım,
Suretlerin hepsini bırakayım.
O zaman erganun gibi nağme edeyim:
Biz mutlaka O’na dönücüleriz, O’na ulaşanlarız!”
Mesnevî-i Şerîf – III. Cilt (Yaklaşık Beyitler 3901-3908) (Veled Çelebi İzbudak Tercümesi – En Yaygın Haliyle)
(Bu beyitler, ruhun tekâmül yolculuğunu anlatan en meşhur pasajlardan biridir. Bazı varyasyonlarda ufak kelime farkları olabilir ama mânâ birdir.)
Sevgili yol arkadaşlarım, gönül dostlarım…
Bugün Mesnevî’nin o meşhur, içimizi titreten beyitlerine misafir olalım. Hz. Mevlânâ’nın III. ciltte anlattığı bu pasaj, ruhun Allah’tan gelip O’na dönüş yolculuğunu öyle güzel resmediyor ki, okudukça gözler dolar, gönül coşar. Ama ne yazık ki bazı art niyetliler ya da yüzeysel bakanlar, bu beyitleri okuyup “Bakın, Mevlânâ reenkarnasyonu savunuyor!” diye iftira atıyorlar. Hayır dostlar, hayır… Bu, tenâsüh (reenkarnasyon) değil; bu, aşkın mertebeler yolculuğudur, fenâ ve bekâdır.
Önce tam metni birlikte okuyalım (yukarıda), sonra gönlümüzün anlayacağı dille, biraz da şerhlerden yol alarak açıklayalım:
Hz. Pîr buyuruyor:
“Cemâd idim, öldüm nebât oldum…
Cansız varlıktan (taş, toprak) ölüp bitkiye doğdum.
Bitkiden ölüp hayvana,
Hayvandan ölüp insana…
Şimdi insanken de öleyim, melek olayım.
Melekken de öleyim, suretleri terk edeyim…
Ve erganun gibi nağme edeyim: “Biz mutlaka O’na dönücüleriz!”
Burada “öldüm, oldum” sözleri, fiziksel ölüm ve yeni bedende yeniden doğuşu anlatmıyor. Bu, ruhun tekâmül mertebeleridir; zaman içinde ardışık bedenlenmeler değil, varoluş katmanlarının aşamalarıdır (merâtib-i vücûd). Tasavvufta her “ölüm”, eski benliğin darlığından kurtuluş, daha geniş bir âleme yükseliştir. Buna fenâ deriz: Her gün yüz kere ölmek, her nefeste yeniden doğmak.
Klasik şerhlerde bu pasaj şöyle aydınlatılır:
- Ahmet Avni Konuk’un Mesnevî Şerhi’nde bu beyitler, vahdet-i vücûd (varlığın birliği) ve fenâ fillah mertebesi bağlamında ele alınır; ruhun suretlerden sıyrılıp Hakk’ın birliğinde yok oluşu olarak yorumlanır. Tenâsüh iddiası tamamen reddedilir, çünkü burada sonsuz döngü değil, yükselen bir tekâmül vardır.
- Tahirülmevlevî de benzer şekilde, bunu nefsin mertebelerinden geçip kâmil insanlığa ulaşma süreci olarak görür; her “ölüm” bir fenâ, her “doğuş” bir bekâdır.
- Reynold A. Nicholson’ın İngilizce tercüme ve şerhinde ise bu pasaj “spiritual evolution” (manevi tekâmül) diye çevrilir ve reenkarnasyonla ilişkilendirilmez; aksine İslam tasavvufunun kurtuluş yolunu vurgular. Nicholson, bu pasajı “spiritual evolution” olarak yorumlarken, asla fiziksel ruh göçü (transmigration) değil, ruhun manevi yükselişi ve fenâ mertebelerine geçişi olarak açıklar.
Reenkarnasyon (tenâsüh) nedir bilirsiniz: Ruh, sonsuz döngüde dünya bedenlerine girip çıkar, kurtuluşu erteleyen bir çarktır. Tenâsüh inancı, ruhun ceza veya tekâmül için defalarca dünyaya dönmesini gerektirirken; Mevlânâ’nın anlattığı ise tek bir ömürde, irfan ve muhabbetle sonsuz katları aşılabilecek yükselen bir merdivendir: Mineral → bitki → hayvan → insan → melek → melek-ötesi fenâ… Nihai hedef Allah’ta yok olmak (fenâ fillah), O’nda bâki kalmak (bekâ billah). Dönüş, döngü değil; aslına kavuşmadır. “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn” âyetinin nağmesi gibi… Biz O’ndan geldik, O’na dönüyoruz; ama bu dönüş, aşkla tek bir hayatta bile kat edilebilecek sonsuz mertebelerdir.
Sevgili dostlar, Mevlânâ reenkarnasyonu savunmuyor; aksine, insanın tek bir ömürde, irfan ve muhabbetle sonsuz katları aşabileceğini müjdeliyor. Ölümden korkmayan âşık, her an yeniden doğar zaten. “Ölümden niye korkayım?” diyor ya… Çünkü her ölüm, bir vuslattır; her terk ediş, bir kavuşmadır.
Bu beyitleri okurken gönlünüzde ne yankılandı? Hangi mertebede hissediyorsunuz kendinizi?
Ey gönül, her an öl ve diril; çünkü âşık için ölüm, vuslattır!
Bu yolculukta tevhid kapısını aralayan başka bir yazımızı da hatırlatayım: Blogumuzdaki “Hz. Mevlânâ’nın Tevhid Anlayışı ve Mesnevî’den Yansımalar” yazısında, Hz. Pîr’in vahdet-i vücûd’u nasıl gönül gözüyle anlattığını, fenâ yoluyla Hakk’ta bir olmayı nasıl müjdelediğini konuşmuştuk. Bu beyitler de tam oraya bağlanıyor; suretleri terk edip “Biz O’na dönücüleriz” nağmesini duymak, tevhidin en güzel nağmesidir. Buradan okuyabilirsiniz.
Sizleri seviyor, dualarla kucaklıyorum.
Muhibbî Mvln

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.