29 Haziran 2015 Pazartesi

MEVLÂNÂ CELALEDDÎN-i RÛMÎ HZ (d. 604-1207/ ö. 670/ 1273)

 

 “Ben yaşadıkça Kur’an’ın bendesiyim, 
Hz. Muhammed Mustafa’nın yolunun tozuyum. 
Biri benden bundan başkasını naklederse, 
Ondan da şikâyetçiyim, o sözden de şikâyetçiyim.” 

    Âşıklar sultanı Hz. Mevlana Celaleddin Rumi, Allah’a (c.c.) ve Hz. Muhammed’e (s.a.v.) olan aşkını bu eşsiz sözlerle dile getiriyor. 13. yüzyılın büyük mutasavvıfı, Mevlevi yolunun pîri ve evrensel hoşgörü mesajıyla çağlar ötesine seslenen bir bilge… Bu yazıda, Mevlana’nın Belh’ten Konya’ya uzanan manevi yolculuğunu, Şems-i Tebrizi ile karşılaşmasını, eserlerini ve Şeb-i Arus’un anlamını keşfedeceksiniz.

    Çocukluğu ve İlk Manevi Tecelliler

    Hz. Mevlana, 30 Eylül 1207’de Afganistan’ın Belh şehrinde dünyaya geldi. Babası, “Sultanü’l Ulema” lakaplı Bahaeddin Veled, annesi ise Mümine Hatun’du. Doğduğu yere nispetle “Belhî” ya da “Afganî”, Anadolu’daki yaşamından dolayı ise “Rûmî” olarak bilinir. Henüz beş yaşındayken manevi tecellilere mazhar oldu; gayb âleminden varlıkları görmeye başladı. Babası, bu durumu şöyle açıkladı:

> “Sana görünenler gayb âlemindendir. Onlar, seni Allah’ın lütfuna ulaştırmak için hediyeler getiren manevi varlıklardır.”

    Bir Cuma günü, Belh’teki evlerinin damında Kur’an okurken, arkadaşları dama atlama oyunu önerdi. Mevlana, gülümseyerek, “Bu oyunlar kedilere ve köpeklere yakışır. Eğer ruhani gücünüz varsa, gelin göklere uçalım!” dedi ve o anda gözden kayboldu. Çocukların çığlıkları üzerine geri döndüğünde, “Yeşiller giymiş bir topluluk beni aldı, felekleri dolaştırdı,” diyerek yaşadıklarını anlattı. Bu olay, onun erken yaşta manevi bir yolculuğa başladığının kanıtıydı.

    Göç ve Aile Hayatı

Beş yaşında, babası ve Horasan erenleriyle Belh’ten göç eden Mevlana, Larende’ye (bugünkü Karaman) yerleşti. Burada Semerkandlı Hoca Şerafeddin Lâlâ’nın kızı Gevher Hatun ile evlendi. Bu evlilikten Sultan Veled ve Alâeddin Muhammed adlı iki oğlu oldu. Gevher Hatun’un vefatından sonra Konyalı Kira Hatun ile evlendi; bu evlilikten ise Muzaffereddin Emîr Âlim ve Melike Hatun dünyaya geldi.

    İlim ve Manevi Eğitim

    Mevlana, babasının ilim meclislerinde küçük yaşta Kur’an öğrenmeye başladı. Gençliğinde Halep’te allâme Kemaleddin bin Adîm’in talebesi oldu; fıkıh, hadis, tefsir, akli ve nakli ilimlerde derinleşti. Babasının vefatından sonra Şam’a giderek eğitimini sürdürdü. Ancak, onun kabiliyeti diğer talebeler arasında huzursuzluk yarattı. Bir gece, dergâhın kapıcısı Mevlana’yı “geceleri dışarı çıkıyor” diyerek kadıya şikâyet etti. Kadı, Mevlana’yı takip ettiğinde ise olağanüstü bir olay yaşadı:

    Mevlana, dergâh kapısından çıkarken kapılar kendiliğinden açıldı. Halilürrahman Mescidi’ne vardığında, beyaz bir kubbenin etrafında yeşiller giymiş kişiler ona hürmet gösterdi. Kadı, bu manzara karşısında bayıldı. Ertesi gün Mevlana’yı bulduğunda, “Kaybettiğinizi Halilürrahman Mescidi’nde arayın,” dedi. Kadı, bu olaydan sonra Mevlana’nın müridi oldu.

    Şems-i Tebrizi ile Tarihi Karşılaşma

    Mevlana’nın hayatındaki dönüm noktası, Şems-i Tebrizi ile Şam’daki karşılaşmasıydı. Rivayete göre, bir meydanda siyahlar giymiş, başında külah olan Şems, Mevlana’nın yanına gelerek, “Dünya’nın sarrafı, beni anla!” dedi ve kayboldu. Yıllar sonra, 1244’te Konya’da ikinci kez karşılaştılar. Şems, Mevlana’nın atının gemini tutarak, “Muhammed mi büyük, Bayezid mi?” diye sordu. Mevlana, şu tarihi cevabı verdi:

> “Hz. Muhammed (s.a.v.), peygamberlerin ve velilerin başbuğudur. Bayezid’in susuzluğu bir bardak suyla dindi, ama Hz. Muhammed’in susuzluğu sonsuzdu; her an Allah’a daha yakın olmayı arzuladı.”

    Bu cevap üzerine Şems, hayranlıkla yere yığıldı. Mevlana, onu medreseye götürdü ve günlerce gönül sırlarını paylaştılar. Bu buluşma, Mevlana’nın manevi dünyasını ateşleyen bir kıvılcım oldu.

    Mevlevi Yolu ve Eserleri

    Konya’ya döndüğünde, Mevlana ilim öğretmeye ve vaaz vermeye başladı. Şems’in etkisiyle aşk ve maneviyat üzerine yoğunlaştı. Mevlevi tarikatını kurarak, sema ile Allah’a yakınlaşmayı öğretti. Başlıca eserleri şunlardır:

- Mesnevi-i Şerif: İlk 18 beytini bizzat yazdığı, Hüsameddin Çelebi’ye yazdırdığı manevi öğretilerle dolu bir başyapıt.

- Divan-ı Kebir: Aşk ve ilahi sevgiyi şiirlerle anlatan eseri.

- Fîhi Mâ Fîh: Sohbetlerinden derlenen öğütler.

- Mecalis-i Seb’a: Yedi vaazdan oluşan eseri.

- Mektubat: Çeşitli mektupları.

    Şeb-i Arus: Maşuka Kavuşma

    Mevlana, 1273’te rahatsızlandı. Talebeleri ve hekimler onu ziyaret etti, ancak o, vefatını “Şeb-i Arus” (düğün gecesi) olarak görüyordu. Ziyaretçilere, “Âşıkla maşuk arasında bir kıl gömlek kaldı; nurun nura ulaşmasını istemez misiniz?” dedi. Son anlarında şu gazeli okudu:

> Git başını yastığa koy, beni yalnız bırak. 

> Geceleri dolaşan ben, kalbi yıkık âşığı bırak. 

> Biz sevda dalgaları içindeyiz, istersen gel bağışla, istersen cefa et.

17 Aralık 1273’te, güneş batarken Konya’da vefat etti. Cenaze namazını Sadreddin Konevî kıldırmak istedi, ancak acıya dayanamayıp bayıldı. Namazı Kadı Sireceddin kıldırdı.

    Mevlana’nın Vasiyeti ve Nasihati

    Mevlana, vasiyetinde şöyle buyurdu:

    > “Allah’tan korkmayı, az yemeyi, az uyumayı, az konuşmayı, günahlardan sakınmayı, namaza ve oruca devam etmeyi, cahillerden uzak durmayı ve dini bütün kişilerle dost olmayı vasiyet ederim. İnsanların hayırlısı, insanlara faydalı olandır; sözün hayırlısı az ve öz olandır.”

     Sultan Veled’e ise, “Herkesle dost ol, kimsenin kinini yüreğinde tutma. Dostları andığında için çiçeklenir, düşmanları andığında dikenlerle dolar,” diyerek hoşgörüyü öğütledi.

    Mevlana’nın Hoşgörüsü: “Sen Ne Dersen Oyuz”

    Bir gün, Seraceddin Konevi adlı bir âlim, Mevlana’ya eziyet etti. Başka bir âlimi, Mevlana’ya hakaret etmesi için kışkırttı. Bu kişi, sema esnasında Mevlana’ya küfretti. Mevlana, her hakarete, “Ey Müslüman, sen ne dersen biz oyuz,” diyerek karşılık verdi. Adam, “Siz yetmiş iki fırkanın dışındasınız!” deyince, Mevlana tebessümle, “Doğru söyledin, biz yetmiş iki taifenin dışındayız,” dedi. Bu hoşgörü, adamın kalbini yumuşattı ve Mevlana’nın müridi oldu.

    Mesnevi’den Öğütler

    Mevlana, Mesnevi’sinde İslam’ın beş şartını şöyle öğütler:

- İman: “İmanını dilinle değil, kalbinle tazele.”

- Namaz: “Namaz kılanın sücudu, ahirette cennet olur.”

- Zekât: “Zekât, kesen için bekçidir; namaz, zekâtın çobanıdır.”

- Oruç: “Dünya yiyeceklerini terk et, ebediyet şarabına dal.”

- Hac: “Hacca gidenler, mallarını ve tenlerini Allah için feda eder.”

    Hz. Mevlana’nın Mirası

    Hz. Mevlana, sadece bir mutasavvıf değil, insanlığa sevgi, barış ve hoşgörü mesajıyla çağlar ötesine seslenen bir bilgedir. “Sevgiyle kalpler birleşir, insanlık bir arada yükselir!” sözü, onun evrensel çağrısının özünü yansıtır. Bugün Konya’daki türbesi, milyonlarca insanı kendine çeker; Mesnevi, dünya çapında okunur. Mevlana’nın öğretileri, modern dünyada hâlâ yol gösteriyor

Not: Bu yazı, Eflaki’nin Menakıb-ı Arifin ve diğer tarihi kaynaklardan derlenmiştir.

("Kimse tâlip olmadı esrarıma" diye buyurdukları o mübarek sırra tâlip olup anlamak niyetiyle efendim...)

MESNEVÎ'DEN HİKAYELER - STORIES FROM THE MATHNAWİ



------





-------
HOW THE CRIERS OF THE CADI ADVERTISED

Daha başka hikayeleri ve Hz. Mevlana ile ilgili çeşitli paylaşımları blogtan bulabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.