Âşıklar sultanı Hz. Mevlana Celaleddin Rumi, Allah’a (c.c.) ve Hz. Muhammed’e (s.a.v.) olan aşkını bu eşsiz sözlerle dile getiriyor. 13. yüzyılın büyük mutasavvıfı, Mevlevi yolunun pîri ve evrensel hoşgörü mesajıyla çağlar ötesine seslenen bir bilge… Bu yazıda, Mevlana’nın Belh’ten Konya’ya uzanan manevi yolculuğunu, Şems-i Tebrizi ile karşılaşmasını, eserlerini ve Şeb-i Arus’un anlamını keşfedeceksiniz.
Çocukluğu ve İlk Manevi Tecelliler
Hz. Mevlana, 30 Eylül 1207’de Afganistan’ın Belh şehrinde
dünyaya geldi. Babası, “Sultanü’l Ulema” lakaplı Bahaeddin Veled, annesi ise
Mümine Hatun’du. Doğduğu yere nispetle “Belhî” ya da “Afganî”, Anadolu’daki
yaşamından dolayı ise “Rûmî” olarak bilinir. Henüz beş yaşındayken manevi
tecellilere mazhar oldu; gayb âleminden varlıkları görmeye başladı. Babası, bu
durumu şöyle açıkladı:
> “Sana görünenler gayb âlemindendir. Onlar, seni
Allah’ın lütfuna ulaştırmak için hediyeler getiren manevi varlıklardır.”
Bir Cuma günü, Belh’teki evlerinin damında Kur’an okurken,
arkadaşları dama atlama oyunu önerdi. Mevlana, gülümseyerek, “Bu oyunlar
kedilere ve köpeklere yakışır. Eğer ruhani gücünüz varsa, gelin göklere
uçalım!” dedi ve o anda gözden kayboldu. Çocukların çığlıkları üzerine geri
döndüğünde, “Yeşiller giymiş bir topluluk beni aldı, felekleri dolaştırdı,”
diyerek yaşadıklarını anlattı. Bu olay, onun erken yaşta manevi bir yolculuğa
başladığının kanıtıydı.
Göç ve Aile Hayatı
Beş yaşında, babası ve Horasan erenleriyle Belh’ten göç eden
Mevlana, Larende’ye (bugünkü Karaman) yerleşti. Burada Semerkandlı Hoca
Şerafeddin Lâlâ’nın kızı Gevher Hatun ile evlendi. Bu evlilikten Sultan Veled
ve Alâeddin Muhammed adlı iki oğlu oldu. Gevher Hatun’un vefatından sonra Konyalı
Kira Hatun ile evlendi; bu evlilikten ise Muzaffereddin Emîr Âlim ve Melike
Hatun dünyaya geldi.
İlim ve Manevi Eğitim
Mevlana, babasının ilim meclislerinde küçük yaşta Kur’an
öğrenmeye başladı. Gençliğinde Halep’te allâme Kemaleddin bin Adîm’in talebesi
oldu; fıkıh, hadis, tefsir, akli ve nakli ilimlerde derinleşti. Babasının
vefatından sonra Şam’a giderek eğitimini sürdürdü. Ancak, onun kabiliyeti diğer
talebeler arasında huzursuzluk yarattı. Bir gece, dergâhın kapıcısı Mevlana’yı
“geceleri dışarı çıkıyor” diyerek kadıya şikâyet etti. Kadı, Mevlana’yı takip
ettiğinde ise olağanüstü bir olay yaşadı:
Mevlana, dergâh kapısından çıkarken kapılar kendiliğinden
açıldı. Halilürrahman Mescidi’ne vardığında, beyaz bir kubbenin etrafında
yeşiller giymiş kişiler ona hürmet gösterdi. Kadı, bu manzara karşısında
bayıldı. Ertesi gün Mevlana’yı bulduğunda, “Kaybettiğinizi Halilürrahman
Mescidi’nde arayın,” dedi. Kadı, bu olaydan sonra Mevlana’nın müridi oldu.
Şems-i Tebrizi ile Tarihi Karşılaşma
Mevlana’nın hayatındaki dönüm noktası, Şems-i Tebrizi ile
Şam’daki karşılaşmasıydı. Rivayete göre, bir meydanda siyahlar giymiş, başında
külah olan Şems, Mevlana’nın yanına gelerek, “Dünya’nın sarrafı, beni anla!”
dedi ve kayboldu. Yıllar sonra, 1244’te Konya’da ikinci kez karşılaştılar.
Şems, Mevlana’nın atının gemini tutarak, “Muhammed mi büyük, Bayezid mi?” diye
sordu. Mevlana, şu tarihi cevabı verdi:
> “Hz. Muhammed (s.a.v.), peygamberlerin ve velilerin
başbuğudur. Bayezid’in susuzluğu bir bardak suyla dindi, ama Hz. Muhammed’in
susuzluğu sonsuzdu; her an Allah’a daha yakın olmayı arzuladı.”
Bu cevap üzerine Şems, hayranlıkla yere yığıldı. Mevlana,
onu medreseye götürdü ve günlerce gönül sırlarını paylaştılar. Bu buluşma,
Mevlana’nın manevi dünyasını ateşleyen bir kıvılcım oldu.
Mevlevi Yolu ve Eserleri
Konya’ya döndüğünde, Mevlana ilim öğretmeye ve vaaz vermeye
başladı. Şems’in etkisiyle aşk ve maneviyat üzerine yoğunlaştı. Mevlevi
tarikatını kurarak, sema ile Allah’a yakınlaşmayı öğretti. Başlıca eserleri
şunlardır:
- Mesnevi-i Şerif: İlk 18 beytini bizzat yazdığı, Hüsameddin
Çelebi’ye yazdırdığı manevi öğretilerle dolu bir başyapıt.
- Divan-ı Kebir: Aşk ve ilahi sevgiyi şiirlerle anlatan
eseri.
- Fîhi Mâ Fîh: Sohbetlerinden derlenen öğütler.
- Mecalis-i Seb’a: Yedi vaazdan oluşan eseri.
- Mektubat: Çeşitli mektupları.
Şeb-i Arus: Maşuka Kavuşma
Mevlana, 1273’te rahatsızlandı. Talebeleri ve hekimler onu
ziyaret etti, ancak o, vefatını “Şeb-i Arus” (düğün gecesi) olarak görüyordu.
Ziyaretçilere, “Âşıkla maşuk arasında bir kıl gömlek kaldı; nurun nura
ulaşmasını istemez misiniz?” dedi. Son anlarında şu gazeli okudu:
> Git başını yastığa koy, beni yalnız bırak.
> Geceleri dolaşan ben, kalbi yıkık âşığı bırak.
> Biz sevda dalgaları içindeyiz, istersen gel bağışla,
istersen cefa et.
17 Aralık 1273’te, güneş batarken Konya’da vefat etti.
Cenaze namazını Sadreddin Konevî kıldırmak istedi, ancak acıya dayanamayıp
bayıldı. Namazı Kadı Sireceddin kıldırdı.
Mevlana’nın Vasiyeti ve Nasihati
Mevlana, vasiyetinde şöyle buyurdu:
> “Allah’tan korkmayı, az yemeyi, az uyumayı, az
konuşmayı, günahlardan sakınmayı, namaza ve oruca devam etmeyi, cahillerden
uzak durmayı ve dini bütün kişilerle dost olmayı vasiyet ederim. İnsanların
hayırlısı, insanlara faydalı olandır; sözün hayırlısı az ve öz olandır.”
Sultan Veled’e ise, “Herkesle dost ol, kimsenin kinini
yüreğinde tutma. Dostları andığında için çiçeklenir, düşmanları andığında
dikenlerle dolar,” diyerek hoşgörüyü öğütledi.
Mevlana’nın Hoşgörüsü: “Sen Ne Dersen Oyuz”
Bir gün, Seraceddin Konevi adlı bir âlim, Mevlana’ya eziyet
etti. Başka bir âlimi, Mevlana’ya hakaret etmesi için kışkırttı. Bu kişi, sema
esnasında Mevlana’ya küfretti. Mevlana, her hakarete, “Ey Müslüman, sen ne
dersen biz oyuz,” diyerek karşılık verdi. Adam, “Siz yetmiş iki fırkanın
dışındasınız!” deyince, Mevlana tebessümle, “Doğru söyledin, biz yetmiş iki
taifenin dışındayız,” dedi. Bu hoşgörü, adamın kalbini yumuşattı ve Mevlana’nın
müridi oldu.
Mesnevi’den Öğütler
Mevlana, Mesnevi’sinde İslam’ın beş şartını şöyle öğütler:
- İman: “İmanını dilinle değil, kalbinle tazele.”
- Namaz: “Namaz kılanın sücudu, ahirette cennet olur.”
- Zekât: “Zekât, kesen için bekçidir; namaz, zekâtın
çobanıdır.”
- Oruç: “Dünya yiyeceklerini terk et, ebediyet şarabına
dal.”
- Hac: “Hacca gidenler, mallarını ve tenlerini Allah için
feda eder.”
Hz. Mevlana’nın Mirası
Hz. Mevlana, sadece bir mutasavvıf değil, insanlığa sevgi, barış ve hoşgörü mesajıyla çağlar ötesine seslenen bir bilgedir. “Sevgiyle kalpler birleşir, insanlık bir arada yükselir!” sözü, onun evrensel çağrısının özünü yansıtır. Bugün Konya’daki türbesi, milyonlarca insanı kendine çeker; Mesnevi, dünya çapında okunur. Mevlana’nın öğretileri, modern dünyada hâlâ yol gösteriyor
Not: Bu yazı, Eflaki’nin Menakıb-ı Arifin ve diğer tarihi kaynaklardan derlenmiştir.
("Kimse tâlip olmadı esrarıma" diye buyurdukları o mübarek sırra tâlip olup anlamak niyetiyle efendim...)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.