MÂ’RUF-İ KERHÎ HZ. (v. 200/815)
“Ma’ruf-i Kerhî, Onun (Aleyhisselam) kalesine dizdar olunca aşkın halifesi olup rabbanî nefese kavuşmuştur." (Mesnevi, II/924)
Zühd ve verâ sahibi, fütüvvet ve takvada üstün, keramet ehli büyük bir Allah dostudur. Tam ismi Ebu Mahfûz Marûf b. Fîruz Kerhî’dir. Künyesi Ebu Mahfuz, annesinin adı ise Firuz veya Firuzan’dır. Babası Musa Rıza’nın oğlu Ali’nin hizmetinde çalışan bir köle idi. Annesi ve babası önceleri Hıristiyan’dı. Ma’ruf-i Kerhî’nin de (Ks) Hıristiyan olarak yetişmesi için onu daha küçük yaşlarında iken bir muallime gönderdiler, muallim ona,
-Allah üçün üçüncüsüdür demesini istedi. O,
-Hayır, olamaz, tam tersine O, bir olan Allah’tır (cc), dedi. Muallim ona bu sözü söyletebilmek için çok uğraştı ama o söylemedi. Sonunda muallim onu şiddetli bir şekilde dövdü. Bunun üzerine Ma’ruf-i Kerhî (Ks) oradan kaçtı. Onu bir süre kimse görmedi. Bu durum anne ve babasını çok üzdü. Dediler ki: “ Keşke oğlumuz geri dönse de istediği dine inansa biz de ona uysak.” Bu arada Ma’ruf-i Kerhî (Ks) Ali b. Musa Rıza’nın huzurunda Müslüman olmuştu. Bir süre sonra evine geri döndü, içeriye girdi ve ona hangi din üzerine olduğunu sordular. O da,
-Allah Resûlü Muhammed’in (sallallahu aleyhi vesellem) dini üzereyim dedi. Anne ve babası da ona uyarak Müslüman oldular. Ma’ruf-i Kerhî (Ks) daha sonra Davud-i Tâî (Ks) ile görüştü ve onun sohbetlerinden feyz aldı. Çok riyazet çekti. Sırri-i Sakatî (Ks) ve daha başka büyüklerin üstadı idi. Hicretin 200. (M. 815) yılında vefat etti. Bedeni Bağdat’ta sırlanmıştır. Ölüm döşeğinde iken vasiyeti sorulunca, “Öldüğüm zaman şu gömleğimi sadaka olarak verin, çünkü dünyaya çıplak geldim, çıplak olarak gitmek isterim” dedi. Tam bir İslam ahlakı üzerine yaşayan Ma’ruf-i Kerhî’yi (Ks) Müslümanlar kadar Yahudi ve Hıristiyanlarda severlerdi. Vefat ettiğinde başka inanışların mensupları da cenazesini sahiplenmek istedi. Bu durumu gören hizmetkârları dedi ki:
-Şeyh şöyle vasiyet etmiştir: Benim cenazemi zeminden kim kaldırırsa ben o zümredenim, dedi. Yahudiler ve Hıristiyanlar na’şını yerden kaldırmayı denedilerse de başaramadılar. Müslümanlar cenazeyi kaldırmayı denediler ve hiç zorlanmadan kaldırdılar ve namazını kılıp toprağa verdiler.
Hoşgörü
Naklederler ki, Dicle nehrinde abdest aldığı bir sırada bir yaşlı kadın zâviyeye girip oradaki mushafını ve seccadesini alıp gitmişti. Peşinden giden Ma’ruf-i Kerhî (Ks), ona yetişince yüzüne bakmış olmamak için başını önüne eğip onunla konuşmaya başladı ve,
-Hiç Kur’an okumasını bilen çocuğun var mı, diye sordu. Yaşlı kadın,
-Hayır, deyince, Ma’ruf-i Kerhî (Ks),
-Öyleyse mushafı bana ver, seccade senin olsun, dedi. Onun halim, selim tavrı karşısında hayrette kalan kadın, her ikisini de götürüp yerine koyunca, Ma’ruf-i Kerhî (Ks) ,
Seccade senin, helal olsun, al götür, dedi. Bu manzara karşısında hayâ edip mahcup olan kadın oradan sessizce gitti.
Hayâ
Nakledilir ki, Ma’ruf-i Kerhî’nin (Ks) yaşadığı şehrin valisi olan bir dayısı vardı. Bir gün viranede bir yerden geçerken gördü ki Ma’ruf-i Kerhî (Ks) oturmuş yanındaki köpekle birlikte aynı kaptan yemek yiyor. Bir lokmayı kendi ağzına, öbürünü köpeğin ağzına koyuyor. Bunun üzerine yeğenine,
-Utanmıyor musun ki oturmuş bir köpekle yiyorsun, dedi. Ma’ruf-i Kerhî (Ks),
-Utandığımdan ekmeği ona veriyorum, deyip başını kaldırdı. Havadan bir kuş çağırdı. Kuş aşağıya inip Ma’ruf-i Kerhî’nin (Ks) eline kondu ve (Ma’ruf’tan utandığından) kanadıyla gözünü ve yüzünü örttü. Ma’ruf-i Kerhî (kuddise sırruhû),
Bak, her kim Azîz ve Celîl olan Allah’tan hayâ ederse her şey ondan hayâ eder, dedi. Bunu gören dayısı mahcup olup gitti.
Buyuruyor ki
-Hak Teâlâ bir kuluna hayır murat ederse, iyi iş yapma kapısını ona açıp laf etme kapısını kapatır. Kişinin işe yaramaz şeyler hakkında konuşması, ilahî inâyetten uzak kalmış olmasının alametidir. Allah (celle celâluhû) bir kimseye şer murat edince de bunun tersi olan bir muameleye onu tâbi tutar.
-Amelsiz olarak cenneti talep etmek günahtır. Sünnete uymaksızın şefaat beklemek bir çeşit aldanıştır. İtaat olunmayan bir zattan rahmet ummak cehalet ve ahmaklıktır.
-Dilini kötülemeden muhafaza ettiğin gibi övmekten de muhafaza et.
-Öyle bir makamdan iltimas iste ki bütün dermanlar orada bulunsun. Bir üzüntü veya bir bela veyahut da yoksulluk namına başına her ne gelirse yakînen bil ki bunlardan kurtulup rahata ermenin yolu bunları gizli tutmaktır.
-Her kim baş, lider olmaya âşık olursa asla felah bulamaz.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.