1 Temmuz 2015 Çarşamba

Hz. Mevlana’nın Oruç ve Ramazan’a Dair Hikmetli Sözleri


Hz. Mevlana’nın oruç ve Ramazan’a dair sözleri
  
    Oruç, İslam’ın beş şartından biri olarak Müslümanlar için farz kılınmıştır. Kur’an-ı Kerim’de, “Oruç size farz kılındı ki, takvaya eresiniz” (Bakara, 183) ayetiyle bu ibadetin önemi vurgulanır. Şeriatta oruç, fecrin doğuşundan güneşin batışına kadar yemekten, içmekten ve cinsel ilişkiden uzak durmayı ifade eder. Bir hadis-i kudsîde Allah-u Teâlâ, “Oruç benim içindir, onun mükâfatını ben vereceğim” buyurarak orucun özel bir ibadet olduğunu belirtmiştir.

    Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de orucun eşsizliğini vurgulamıştır. İmam Nesâî’nin naklettiği bir hadis-i şerifte, bir sahabe, “Ya Rasulallah! Bana bir iş emret ki, onu senin isteğinle yapayım” dediğinde, Rasulullah (s.a.v.), “Oruç tut, çünkü orucun misli yoktur” buyurmuştur.

    Tasavvufta Orucun Yeri

    Tasavvuf ehli, orucu sadece bedensel bir ibadet olarak görmemiş, aynı zamanda nefsin terbiyesi için bir araç olarak değerlendirmiştir. Oruç, nefse en zor gelen ibadetlerden biridir; çünkü sadece haramlar değil, helal olan şeyler bile bir süreliğine terk edilir. Tasavvuf alimleri, orucu üç seviyede ele alır:

    - Âvâmın orucu: Yemek, içmek ve cinsel ilişkiden uzak durmak.

    - Hâvassın orucu: Kalbi ve tüm azaları haramdan korumak.

    - Ehâssü’l-havâsın orucu: Allah’tan başka her şeyden uzaklaşmak.

    Hz. Mevlana’nın Oruç Anlayışı

    Hz. Mevlana, oruca büyük önem veren bir Hak âşığıdır. Kendisine uzun yıllar hizmet eden Feridun bin Ahmed (Sipehsalâr), Hz. Mevlana’nın oruçlarını şöyle anlatır: “İslam’da senede bir ay oruç farzken, takva ehli üç ay oruç tutar. Bazıları üç gün, bir hafta ya da kırk gün (erbain) oruç tutar ve iftar eder. Ancak Hz. Mevlana, açlığı son sınırına taşımış ve ‘Tam kırk sene midemde bir taam uyumadı’ buyurmuştur.”

    Hz. Mevlana, sülûkunun başlangıcında üç gün, bir hafta veya kırk gün oruç tutup iftar ederken, ilerleyen dönemlerde Ramazan’da sadece bayram günü iftar ettiği görülmüştür. İftarlarında ise on lokmayı geçmeyen yemek yemiş, ardından midesini boşaltarak, “Sinemde bir ejderha var, o gıdaya tahammül etmiyor” demiştir.

Bu üstün halleri anlamak için Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’nin Marifetname’deki sözleri yol göstericidir: “İki tür açlık vardır: İsteğe bağlı açlık, irfan yoluna yeni girenler içindir. Mecburi açlık ise tahkik makamına ulaşanların açlığıdır. Bu seviyede nefis, aç kalmaz.”

    Hz. Mevlana’nın Oruç ve Ramazan’a Dair Sözleri

    Hz. Mevlana, orucun manevi derinliğini şu hikmetli sözlerle ifade etmiştir:

    - “Orucu elden bırakmayın; çünkü o, kalplerdeki gizli bilgilerin anahtarıdır. Açlık, hikmet bulutu, gözün nuru ve ibadetin kapısıdır.”

    - “Oruç, bedenlerin doktoru ve ruhların koruyucusudur. Vücudu hastalıktan, ruhu tembellikten temizler.”

    - “Ramazan geldi; aşk ve iman padişahının sancağı erişti! Maddi yiyeceklerden el çek, çünkü göklerden manevi rızık geldi.”

    - “Oruç, iyiyle kötüyü ayıran bir mihenk taşıdır. Göklerin ötesinden gelen manevi bir gıdadır.”

    Hz. Mevlana’ya göre oruç, sadece bedensel bir ibadet değil, aynı zamanda kalbin ve ruhun arınmasıdır. Ramazan, nefsin esaretinden kurtularak Allah’a yakınlaşma fırsatı sunar. Bu mübarek ayda, sabır ve açlıkla gönül evine misafir gelen can, ilahi rızka kavuşur.

    Sonuç

    Oruç, Hz. Mevlana’nın öğretilerinde hem bedensel hem de manevi bir arınma yoludur. Onun oruca dair sözleri, günümüz dünyasında nefsin engelleriyle mücadele edenler için bir rehber niteliğindedir. Ramazan’ın bereketiyle, orucun hikmetini anlamaya ve yaşamaya gayret edelim.

Vesselam.  

MESNEVÎ'DEN HİKAYELER - STORIES FROM THE MATHNAWİ

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.