![]() |
| Şems-i Tebrizî Hz. Mevlânâ tasavvuf Konya |
Şems-i Tebrizî (1185-1247), Hz. Mevlânâ’nın manevi yolculuğunu dönüştüren büyük bir velîdir. Onun hayatı, Allah aşkıyla dolu bir arayışın ve teslimiyetin hikâyesidir. Tebriz’de doğan Şems, çocukluğundan itibaren Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) olan sevgisiyle tanınır, sürekli oruç tutar ve vecd haliyle yaşardı. Hz. Mevlânâ ile Konya’da gerçekleşen o tarihi buluşma, tasavvuf dünyasında bir dönüm noktası oldu. Bu yazıda, Şems-i Tebrizî’nin hayatını, manevi yolculuğunu ve Hz. Mevlânâ ile olan eşsiz bağını keşfedeceğiz.
Şems-i Tebrizî’nin Hayatı ve Manevi Yükselişi
Şems-i Tebrizî, tam adıyla Mevlânâ Şemseddin Muhammed bin
Ali bin Melekdad Tebrizî, 1185 yılında Tebriz’de doğdu. Mütevazı bir hayat
sürer, hasırla kaplı bir evde yaşar ve geçimini ticaretle sağlardı.
Çocukluğunda bile Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) olan derin sevgisiyle dikkat
çekerdi. Sorulara verdiği hikmetli cevaplar, çevresindekileri hayrete
düşürürdü. Hz. Mevlânâ, onu şöyle tanımlar:
> “Pek aziz Mevlânâ Şems, hayra davetçi, ervahın
hulâsası, Allah’ın nuru, dinin güneşi…”
Şems, Tebriz’de sepet örücüsü Ebu Bekir Sellebaf’ın müridi
olarak seyr u sülûkünü tamamladı. Ancak gönlü, manevi hallerini anlayabilecek
bir Hak dostu arıyordu. Bu arayışla “Şemseddin-i Parende” (Uçan Şemseddin)
lakabıyla anıldı, çünkü sürekli seyahat eder, evliyalar ve âriflerle sohbet
ederdi. Siyah keçe giyer, kervansaraylarda kalırdı, ama aradığı dostu
bulamıyordu.
Bağdat’taki Anlamlı Karşılaşma
Bir gün Bağdat’ta Şeyh Evhadeddin Kirmânî ile karşılaştı.
Kirmânî’ye, “Ne ile meşgulsün?” diye sordu. Kirmânî, “Ayı leğendeki suda
görüyorum,” dedi. Şems ise şöyle cevap verdi:
> “Boynunda çıban yoksa, başını kaldırıp gökyüzüne bak.
Gerçekten bakılmaya değer olanı gör!”
Kirmânî, Şems’in hizmetinde bulunmak istedi, ama Şems onu
bir imtihana tabi tuttu:
> “Bağdat pazarında herkesin gözü önünde hurma şarabı
içer misin?”
Kirmânî bu sınavı geçemedi. Şems, ona şu ayeti okuyarak
cevap verdi:
> “Ben sana arkadaşlığıma tahammül edemezsin demedim mi?”
(Kehf, 18:72)
Şems, “Ben mürit değil, gerçeği arayan olgun bir şeyh
istiyorum,” diyerek arayışına devam etti.
Manevi Halleri ve Baba Kemal ile Sohbetleri
Şems, sık sık Baba Kemal hazretlerinin sohbetlerine katılır,
ondan feyz alırdı. Bir gün Baba Kemal, Şems’e, Fahrettin Irakî’nin yazdığı
manevi keşifleri sordu:
> “Oğlum Şemseddin, Fahrettin’in açığa vurduğu
hakikatlerden sana keşif gelmez mi?”
Şems, manevi hallerinin ağırlığını şöyle ifade etti:
> “Fahrettin’in bildiği ıstılahlarla yazdıkları sevimli,
ama bende öyle bir güç yok. Müşahedelerim çok, ama dillendiremiyorum.”
Baba Kemal, Şems’e şu duayı etti:
> “Allah sana bir dost versin ki, hakikatlerini senin
adına izhar etsin. Hikmet ırmakları onun kalbinden diline aksın.”
Bu dua, Şems’in gönlündeki arayışı pekiştirdi. O, her
duasında manevi hallerini dile dökecek bir dost diledi.
Konya’da Hz. Mevlânâ ile Tarihi Buluşma
Hicri 642 (M. 1244) yılında Şems, Konya’ya ulaştı ve
Şekerrizler Hanı’nda konakladı. O sırada Hz. Mevlânâ, dergâhında talebelerine
ilim öğretiyordu. Bir gün yolda karşılaştılar ve tarihe “merac’el bahreyn” (iki
denizin buluşması) olarak geçen o muhteşem an yaşandı. Şems sordu, Mevlânâ
cevapladı; hakikatler, sırlar saçıldı. Şems, aradığı olgun şeyhi bulmuştu.
Şems, Mevlânâ’yı sınamak için, “Bir miktar şarap bulsak
güzel olurdu,” dedi. Hz. Mevlânâ, Yahudi mahallesinden şarap getirdi. Şems, bu
teslimiyeti görünce şöyle dedi:
> “Senin gibi gönül tutan bir sultan, bu varlık âlemine
ne gelmiş ne gelecektir.”
Bu sınav, Mevlânâ’nın iç âleminin genişliğini gösterdi.
Şems, ona mürit oldu.
Kitaplar ve Ledün İlmi
Bir gün Şems, Mevlânâ’yı havuz kenarında kitaplarla gördü ve
sordu:
> “Bunlar ne kitabıdır?”
Mevlânâ, “Kıyl u kal kitapları,” dedi. Şems, kitapları suya
attı. Mevlânâ üzülse de Şems, suya uzanıp kitapları kuru olarak çıkardı ve
şöyle dedi:
> “Bu, ledün ilmidir. Senin bundan haberin yoktur.”
Ayrılıklar ve Son Kayboluş
Şems ve Mevlânâ, uzun süre halvete kapanıp sohbet ettiler.
Ancak bu durum, bazı dervişlerin ve halkın tepkisini çekti. Şems, fitneden
kaçmak için önce Şam’a gitti, sonra Mevlânâ’nın davetiyle geri döndü. Ancak
dedikodular artınca, Şems bir gece ansızın kayboldu.
İki rivayet var:
1. Birinci Rivayet: Şems, Mevlânâ’nın oğlu Alâeddin ile bir
anlaşmazlık yaşadı. Alâeddin’in tepkisi ve dedikodular, Şems’i Konya’dan üçüncü
kez ayrılmaya itti. Mevlânâ, Şam’a gidip onu aradı, ama bulamadı. Şems’ten bir
daha haber alınamadı (645/1247).
2. İkinci Rivayet: Sultan Veled’e göre, Şems, Allah’a bir
velî göstermesi için dua etti ve “Başımı veririm,” dedi. Bir gece yedi kıskanç
kişi Şems’e pusu kurup bıçakladı. Şems’in narası üzerine hepsi kendinden
geçti. Geriye sadece birkaç damla kan kaldı. Mevlânâ, “Allah’ın takdiri budur,”
dedi (İsrâ, 17:58).
Şems-i Tebrizî, Hz. Mevlânâ’nın hayatını dönüştüren bir manevi güneş oldu. Onun kayboluşu, fiziksel bir ayrılık olsa da, Mevlânâ’nın Divan-ı Kebir ve Mesnevî’sinde Şems’in nuru yaşamaya devam etti. Şems, aşk meydanının erlerinden biri olarak kalplerde iz bıraktı.
Şems-i Tebrizî’nin arayışı size neler
düşündürüyor? Onun hikâyesinden hangi dersi aldınız? Yorumlarınızı
paylaşın!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.