17 Temmuz 2015 Cuma

Şems-i Tebrizî: Hz. Mevlânâ ile Aşkın Yolculuğu

Şems-i Tebrizî Hz. Mevlânâ tasavvuf Konya

    Şems-i Tebrizî (1185-1247), Hz. Mevlânâ’nın manevi yolculuğunu dönüştüren büyük bir velîdir. Onun hayatı, Allah aşkıyla dolu bir arayışın ve teslimiyetin hikâyesidir. Tebriz’de doğan Şems, çocukluğundan itibaren Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) olan sevgisiyle tanınır, sürekli oruç tutar ve vecd haliyle yaşardı. Hz. Mevlânâ ile Konya’da gerçekleşen o tarihi buluşma, tasavvuf dünyasında bir dönüm noktası oldu. Bu yazıda, Şems-i Tebrizî’nin hayatını, manevi yolculuğunu ve Hz. Mevlânâ ile olan eşsiz bağını keşfedeceğiz.

    Şems-i Tebrizî’nin Hayatı ve Manevi Yükselişi 

    Şems-i Tebrizî, tam adıyla Mevlânâ Şemseddin Muhammed bin Ali bin Melekdad Tebrizî, 1185 yılında Tebriz’de doğdu. Mütevazı bir hayat sürer, hasırla kaplı bir evde yaşar ve geçimini ticaretle sağlardı. Çocukluğunda bile Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) olan derin sevgisiyle dikkat çekerdi. Sorulara verdiği hikmetli cevaplar, çevresindekileri hayrete düşürürdü. Hz. Mevlânâ, onu şöyle tanımlar: 

    > “Pek aziz Mevlânâ Şems, hayra davetçi, ervahın hulâsası, Allah’ın nuru, dinin güneşi…”

    Şems, Tebriz’de sepet örücüsü Ebu Bekir Sellebaf’ın müridi olarak seyr u sülûkünü tamamladı. Ancak gönlü, manevi hallerini anlayabilecek bir Hak dostu arıyordu. Bu arayışla “Şemseddin-i Parende” (Uçan Şemseddin) lakabıyla anıldı, çünkü sürekli seyahat eder, evliyalar ve âriflerle sohbet ederdi. Siyah keçe giyer, kervansaraylarda kalırdı, ama aradığı dostu bulamıyordu.

    Bağdat’taki Anlamlı Karşılaşma 

    Bir gün Bağdat’ta Şeyh Evhadeddin Kirmânî ile karşılaştı. Kirmânî’ye, “Ne ile meşgulsün?” diye sordu. Kirmânî, “Ayı leğendeki suda görüyorum,” dedi. Şems ise şöyle cevap verdi: 

> “Boynunda çıban yoksa, başını kaldırıp gökyüzüne bak. Gerçekten bakılmaya değer olanı gör!” 

    Kirmânî, Şems’in hizmetinde bulunmak istedi, ama Şems onu bir imtihana tabi tuttu: 

> “Bağdat pazarında herkesin gözü önünde hurma şarabı içer misin?” 

    Kirmânî bu sınavı geçemedi. Şems, ona şu ayeti okuyarak cevap verdi: 

> “Ben sana arkadaşlığıma tahammül edemezsin demedim mi?” (Kehf, 18:72

Şems, “Ben mürit değil, gerçeği arayan olgun bir şeyh istiyorum,” diyerek arayışına devam etti.

    Manevi Halleri ve Baba Kemal ile Sohbetleri 

    Şems, sık sık Baba Kemal hazretlerinin sohbetlerine katılır, ondan feyz alırdı. Bir gün Baba Kemal, Şems’e, Fahrettin Irakî’nin yazdığı manevi keşifleri sordu: 

> “Oğlum Şemseddin, Fahrettin’in açığa vurduğu hakikatlerden sana keşif gelmez mi?” 

    Şems, manevi hallerinin ağırlığını şöyle ifade etti: 

> “Fahrettin’in bildiği ıstılahlarla yazdıkları sevimli, ama bende öyle bir güç yok. Müşahedelerim çok, ama dillendiremiyorum.” 

    Baba Kemal, Şems’e şu duayı etti: 

> “Allah sana bir dost versin ki, hakikatlerini senin adına izhar etsin. Hikmet ırmakları onun kalbinden diline aksın.” 

    Bu dua, Şems’in gönlündeki arayışı pekiştirdi. O, her duasında manevi hallerini dile dökecek bir dost diledi.

    Konya’da Hz. Mevlânâ ile Tarihi Buluşma 

    Hicri 642 (M. 1244) yılında Şems, Konya’ya ulaştı ve Şekerrizler Hanı’nda konakladı. O sırada Hz. Mevlânâ, dergâhında talebelerine ilim öğretiyordu. Bir gün yolda karşılaştılar ve tarihe “merac’el bahreyn” (iki denizin buluşması) olarak geçen o muhteşem an yaşandı. Şems sordu, Mevlânâ cevapladı; hakikatler, sırlar saçıldı. Şems, aradığı olgun şeyhi bulmuştu. 

    Şems, Mevlânâ’yı sınamak için, “Bir miktar şarap bulsak güzel olurdu,” dedi. Hz. Mevlânâ, Yahudi mahallesinden şarap getirdi. Şems, bu teslimiyeti görünce şöyle dedi: 

> “Senin gibi gönül tutan bir sultan, bu varlık âlemine ne gelmiş ne gelecektir.” 

    Bu sınav, Mevlânâ’nın iç âleminin genişliğini gösterdi. Şems, ona mürit oldu.

    Kitaplar ve Ledün İlmi 

    Bir gün Şems, Mevlânâ’yı havuz kenarında kitaplarla gördü ve sordu: 

> “Bunlar ne kitabıdır?” 

    Mevlânâ, “Kıyl u kal kitapları,” dedi. Şems, kitapları suya attı. Mevlânâ üzülse de Şems, suya uzanıp kitapları kuru olarak çıkardı ve şöyle dedi: 

> “Bu, ledün ilmidir. Senin bundan haberin yoktur.” 

    Ayrılıklar ve Son Kayboluş 

    Şems ve Mevlânâ, uzun süre halvete kapanıp sohbet ettiler. Ancak bu durum, bazı dervişlerin ve halkın tepkisini çekti. Şems, fitneden kaçmak için önce Şam’a gitti, sonra Mevlânâ’nın davetiyle geri döndü. Ancak dedikodular artınca, Şems bir gece ansızın kayboldu. 

    İki rivayet var: 

    1. Birinci Rivayet: Şems, Mevlânâ’nın oğlu Alâeddin ile bir anlaşmazlık yaşadı. Alâeddin’in tepkisi ve dedikodular, Şems’i Konya’dan üçüncü kez ayrılmaya itti. Mevlânâ, Şam’a gidip onu aradı, ama bulamadı. Şems’ten bir daha haber alınamadı (645/1247). 

    2. İkinci Rivayet: Sultan Veled’e göre, Şems, Allah’a bir velî göstermesi için dua etti ve “Başımı veririm,” dedi. Bir gece yedi kıskanç kişi Şems’e pusu kurup bıçakladı. Şems’in narası üzerine hepsi kendinden geçti. Geriye sadece birkaç damla kan kaldı. Mevlânâ, “Allah’ın takdiri budur,” dedi (İsrâ, 17:58). 

    Şems-i Tebrizî, Hz. Mevlânâ’nın hayatını dönüştüren bir manevi güneş oldu. Onun kayboluşu, fiziksel bir ayrılık olsa da, Mevlânâ’nın Divan-ı Kebir ve Mesnevî’sinde Şems’in nuru yaşamaya devam etti. Şems, aşk meydanının erlerinden biri olarak kalplerde iz bıraktı. 

    Şems-i Tebrizî’nin arayışı size neler düşündürüyor? Onun hikâyesinden hangi dersi aldınız? Yorumlarınızı paylaşın!  


MESNEVÎ'DEN HİKAYELER - STORIES FROM THE MATHNAWİ



------





-------
HOW THE CRIERS OF THE CADI ADVERTISED

Daha başka hikayeleri ve Hz. Mevlana ile ilgili çeşitli paylaşımları blogtan bulabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.