Zünnûn-i Mısrî’nin başına öyle bir hâl geldi ki, onda coşkun bir vecd ve taşkınlık belirdi. Bu coşku göklere yükseliyor, gönülleri yakıyordu. Halk onun bu hâline dayanamayınca çaresiz kalıp onu bağlayarak zindana attılar.
Hakikat ehli çoğu zaman avamın elinde sıkıntı çeker. Çünkü körler, nuru taşıyanı tanıyamaz. Hüküm ehil olmayanların eline geçince inci, çocuklar elinde oyuncak olur. Bir damlada deniz, bir zerrede güneş gizlidir.
Zünnûn’un Sırrı
Dostları onun hâlini duyunca zindana geldiler ve kendi aralarında konuştular:
“Bu gerçekten delilik mi, yoksa bir hikmet mi?”
O, hakikat yolunda bir rehberdi. Gerçekte Zünnûn, halkın şerrinden korunmak için bilinçli olarak delilik perdesine bürünmüştü. Dostlarına önceden şöyle demişti:
“Beni sıkıca bağlayın, öküz kayışıyla vurun. Böylece Musa’nın ineği kıssasındaki gibi dirileyim.”
Dostluk İmtihanı
Dostları yanına vardığında Zünnûn onları kovdu, sert sözler söyledi ve taş attı. Korkup kaçışınca Zünnûn kahkahayla güldü ve dedi ki:
“Dostlukları nerede kaldı?
Dost, dostunun zahmetinden kaçar mı?
Zahmet özdür, dostluk ise onun kabuğudur.
Bela ve sıkıntı, dostluğun asıl imtihanıdır.
HİSSE
Hakikat ehli her devirde tam olarak anlaşılmaz. Bazen susar, bazen gizlenir, bazen de “delilik” perdesine bürünerek halkın gözünden saklanır. Çünkü hakikat, her bakışa aynı şekilde açılmaz.
Gerçek dostluk ise güzel sözlerle değil, imtihan anındaki sabırla ortaya çıkar. Dost, dostunun zahmetinden kaçmayan kişidir; çünkü dostluk, kolay zamanların değil, zor zamanların adıdır.
İnsan kendi içinde bir ormandır; orada kurt da vardır, Yusuf da… Melek de vardır, nefis de. Hangisi galip gelirse, insanın hâli de o yöne döner. Ve sonunda insan, içindeki galibin suretinde görünür.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.