
BESMELE-İ ŞERİF
Derler ki: Dünya, Hz. Nûh'un zamanındaki kadar hiç mâmur
olmamıştı. İnsanlar o devirde olduğu kadar hiç ün kazanmamıştı. Herkes kendi
adına güvenir, adıyla sanıyla övünür, sarhoş olurdu. Nûh (a.s) bu adı onlara
söyledikçe onlar kabul etmemişlerdi. Bu adı hor görmüşlerdi. Çünkü görünüşe
tapıyorlardı. Bu ad ise, mana denizinden coşmuş bir dalgaydı. Görünüşe
tapanların gözleri bu adı göremezdi, gözlerinde o güç yoktu; bu adı görebilmek
için yetmiş kez yıkanmaları gerekti: "Ancak temiz olanlar dokunabilirler ona."
(Vâkıa, 56/79). Hz. Nûh onlara diyor ki: "Siz bu adın ne kadar yüce, ne
kadar azîm olduğunu göremiyorsanız, gözlerinizi gözyaşlarıyla yıkayın, feryâd ü
figân ederek ağlayın da körlüğünüzü, görüşten mahrum olduğunuzu anlayın. Siz
ağlayıp feryâd edemezseniz ben size ağlayayım, ben feryâd edeyim. Çünkü Allahü
Teâlâ, size ağladığım, feryâd ettiğim için benim adımı "Nûh (nevha eden,
ağlayan)" taktı. Şu anda sizin hakikatleriniz helak suyuna batmış,
boğulmuş olduğundan, kurtulursunuz umuduyla size ağlayacağım, sizin için feryâd
edeceğim. Hani hastaya ölüm yaklaştığı vakit feryâd eder, ama yaşayacağından da
umudunu kesmez ya, onun gibi işte. Bu helak oluş, bu yok olup gidiş tufanıdır.
Ben görüyorum, fakat siz görmüyorsunuz. Gittikçe yaklaşıyor, yüzlerinize dokunuyor.
Ben geminin içindeyim ama yine de feryâd etmedeyim. Yalnız bu seferki feryâdım
umutsuz bir feryâd!" "Sulara boğuldular da ateşe atıldılar; derken
Allah'tan başka bir yardımcı da bulamadılar." (Nûh, 71/ 25). Yani bu adı
hor tuttular, bu ada hürmet etmediler. Bu adın devlet tellalı olan Hz. Nuh'a
bakmadılar bile. Sonunda bu adın üstünlüğü onları kahretti, adlarını sanlarını
batırdı gitti. "Böylece zulmeden kavmin kökü kesildi ve âlemlerin rabbi
olan Allah'a hamd olsun!" (En'âm, 6/45).
"Bismillâhirrahmânirrahîm" sözü, öyle bir
padişahın adını taşır ki, kulların kurtuluşları onun rızasına mâtuftur. Kimde
bir üstünlük varsa onun lütfunun, ihsanının feyziyledir. Kimde bir alçalış
varsa onun adâletinin tecellîsi yüzündendir. Âlemin ayakta kalması onun irâdesindedir.
İnsanların yok olması onun isteğiyledir. Nerede üstün bir kişi varsa, onun
kerem elbisesini giyinmiş, bezenmiştir de o yüzden üstündür. Nerede bir
alçalmış kişi varsa, onun kahrına uğramıştır da o yüzden alçalmıştır.
Bazılarının bellerine bağladıkları incecik zünnârın örgüleri arasında şu ses
duyulur: "O'dur üstün olan, her şeye gücü yeten." Âriflerin
omuzlarına sarkan taylasanın örgüsünden de şu ses işitilir: "O'dur lütfu
bol ve her şeyden haberdâr olan." (En'âm,6/103). "Bismillah"
sözü, öyle bir sözdür ki, Hz. Süleyman'ın zamanındaki İblis'in vesvese elinden
Belkıs'ı kurtaran odur.
Her işe Allah'ın adıyla girişmek lâzım
Ki, odur kullarına fâtih-i bâb-ı esbâb
Râzıyım rahmetine, âtıfet ü şefkatine
Çünkü ihsân-ı ilâhîsine yok hadd ü hesâb
Ben O'nun mağfiret ü rahmetini çok umarım
Günâhım affeder, elbette O'dur et-Tevvâb.
Ey gaflet uykusuyla ömrünü veren yele
Bu hevâya tapma tâ ne zamana kadar? söyle
Açmışsın herkes için cevr ü cefâ-yı ebvâbı
Kapadın herkese ebvâb-ı vefâyı böyle
Hak seninle hani akdetmiş idi bir mîsâk
Yakışır mı veresin ahd-ı ilâhîyi yele
Her zaman renc ü cefâda ne edersin şikâyet
Fakirlik getirir mâsiyet elbette ele
Çekme beyhûde yere hasret-i dil, fâide yok
Bin bir zahmetle girsen de mezâr-ı eleme.
“Bismillah” öyle bir addır ki onun gücüyle İmran oğlu Mûsâ,
Rahman’ın salavatı üzerine olsun, Firavun’un yüz bin kılıçlı, yüz bin mızraklı,
demirler ezen ateş toynaklı ordusunu bir asâyla altüst etmiştir.
“Bismillah”
öyle bir addır ki onunla İmran oğlu Mûsâ, İsrâil oğullarının geçmesi için denizde
on iki ana yol açmış ve denizden toz kaldırmıştır.
“Bismillah” öyle bir addır
ki Meryem oğlu İsâ onu ölüye okumuş da ölü dirilmiş, başını mezardan kaldırmış,
bu adın heybetinden saçı ağarmıştır.
EY, MÜNKER VE NEKİR’İN MEZARDA SORU SORACAĞINI İNKÂR EDEN! İSÂ’NIN
SESİYLE ÖLÜNÜN MEZARDAN KALKIŞINA DAİR KISSAYI İNKÂR MI EDİYORSUN YOKSA? MÜNKER
VE NEKİR’İN SESİYLE ÖLÜ NİÇİN KEFENDEN BAŞINI ÇIKARIP CEVAP VERMESİN?
“Bismillah” öyle bir addır ki her gün bir çok topal, dertli,
hasta ve kör, İsâ’ın, selam üzerine olsun, kilisesine her sabah toplanır, İsâ
evrâdını bitirince çıkıp bu kutlu adı onlara okurdu da hepsi de tam bir sağlık
ve kuvvetle hastalıksız olarak evlerinin yolunu tutardı.
“Bismillah”, öyle bir
addır ki Mustafa, selam üzerine olsun, dolunaylı gecede Kâbe’nin etrafını tavâf
ederken –Mekke’de aşırı sıcak yüzünden çoğu insan gece dolaşırdı- Ebû Cehil onu
görüp de öfkelenmiş, hasedi kabarıp köpürmüş de, “Allah bilir, bu büyücü yine
ne hile peşinde?” demişti. Mustafa, selam üzerine olsun, ise ona “Hile nerde,
ben nerde? Ben insanları senin gibi sapıkların hile ve tuzaklarından kurtarmak
için geldim.” diye şefkat yollu bir cevap vermişti. Ebu Cehil, “Büyücü
değilsen, avucumda ne olduğunu söyle.” demişti. O, avucuna kasıtlı olarak çakıl
taşları almıştı. Emin Cebrâil yetişip demişti ki “Ey Muhammed, Hak sana
‘Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerine olsun ey peygamber’ selam
iletiyor ve diyor ki ‘Sana büyücü deseler de aldırma. Biz sana güzel adlar
koyduk.’ Bunların kimilerini insanlara söyledik, kimilerini de insanların
anlama güçleri olmadığı için söylemedik: “İnsanlarla akılları ölçüsünce konuş.”
O kim oluyor da sana ad koyuyor? Köleye ad koymak efendinin kârıdır. Dışardan
gelmiş aşağılık köleye mi kalmış efendiye ve efendi oğluna ad koymak? Onun
koyduğu adı onun kendi boynuna asarlar da cehenneme yollarlar. Avucumda ne var
diye seni sınıyor. Ona cevap olarak de ki hangisini istersin? Avucunda ne
olduğunu söylememi mi, yoksa senin avucunda olanın benim ne olduğumu
söylemesini mi? Mustafa, selam üzerine olsun, “Rahman, rahim Allah’ın adıyla”
deyip bu kutlu adı dile getirerek onu cevapladı. Ebû Cehil dedi, “Hayır. Benim
avucumda olanın senin ne olduğunu söylemesi daha güçlüdür.” Allah’ın tertemiz
adı sayesinde Ebû Cehil’in elindeki her bir taş parçası dile geldi: “Allah’tan
başka ilah yoktur, Muhammed, Allah’ın elçisidir.” [Bunun üzerine] bir grup
insan iman getirdi. Ebû Cehil, söylediğine çok pişman olup öfkesinden çakıl
taşlarını yere çaldı ve “Gördün mü” dedi, “kendi elimle ne yaptım? Ebû Cehil’in
kimi arkadaşları kendisine dediler, “Sihir yere etki eder de göğe etki etmez.
Gel, onu bununla sınayalım.” Gelip dediler, “Bu yaptığın sihir değil hakikatse
ve Allah’tansa şu dolunayı yar. Çünkü sihir göğe etki etmez.” Emin Cebrâil,
anında yetişip dedi, “Endişelenme. Ezelî ve ebedî kadîm Rabbimizin kutlu adını
anıp ‘Rahman ve rahim Allah’ın adıyla’ de. Şu iki kutlu parmağını birbirinden
ayrı tut da kudretimizi görsünler.” O da öyle yaptı ve “Saat yaklaştı ve ay
yarıldı” hükmü üzere ay anında iki parça oldu. Bir yarısı Peygamber’in sağdaki
parmağına doğru, bir yarısı da soldaki parmağına doğru gidiyordu. Korkunç bir
ses geliyordu. Öyle ki şehirde ve çölde binlerce hayvan öldü. Geri kalan
hayvanlar da ot yiyemez olmuş titriyordu. Birçok insan hastalandı. Kimilerinin
karınları kanla doldu. Hepsi, “Anlattığın Allah aşkına çabuk ayın parçalarını
birleştir ve eski durumuna getirip düzelt. Yoksa anında bütün dünya altüst
olur.” Peygamber, selam üzerine olsun, “Rahman ve rahim Allah’ın adıyla”
diyerek yine bu kutlu adı andı ve iki parmağını bitiştirdi. Allah’ın emri ve bu
cana can katan adın bereketiyle ayın iki parçası birleşti. [Böylece] bir grup
insan daha iman getirdi. Ebû Cehil’in üzüntüsü daha bir arttı. Kendini
kaybetti. İnatla kendini toparlayarak dedi, “Bu doğruysa göz ve kulak yanıltma
ve akıl çeldirme olmamalı. Başka şehirlerin de bundan haberi olmalı.” Bu
olaydan sonra dünyanın her yanından, ulaklar, kervanlar, elçiler ve mektuplar
geliyordu. “Bu olay neyin nesi? Gökteki ay yarıldı. ‘Gökleri ve yeri yaratan*1’
bu kubbede bu iki mumu ‘Güneşi ışıklı, ayı parlak kıldı*2’ hükmünce tutuşturup
karanlıkların perdesini bu iki mücevherin ateşiyle yaktığından beri
atalarımızdan, dedelerimizden hiç kimse bu tuhaf ve garip olaya benzer olayı
kesinlikle anlatmamış ve hiçbir kitap buna benzer bir olay yazmamıştır.”
diyorlardı. Etraftan mektup üstüne mektup geliyordu. Ebû Cehil ve benzerlerinin
yüzü “Kalplerinde hastalık olanlarınsa pisliklerini kat kat artırır*3” hükmünce
her an daha bir kararıyordu. İman etmiş olanların yürekleri ve imanlarıysa
“İmanlarına iman katsınlar diye...*4“ her geçen gün daha bir güçleniyordu.
“Ay ışık saçar, köpekse havlar
Ayın ne suçu var? Köpeğin huyu böyle.
Göğün sütunları ışık alır aydan
Yerde diken dibindeki köpek de kim?”
*1-)Kur’an, Yûsuf (12), 101 ve başka ayetler.
*2-)Kur’an, Yunus (10), 5.
*3-)Kur’an, Tevbe (9), 125.
*4-)Kur’an, Fetih (48), 4.
Mecâlis-i Seb’a
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.