14 Aralık 2019 Cumartesi

"BİSMİLLAH" öyle bir addır ki... - Mecâlis-i Seb'â


BESMELE-İ ŞERİF

Derler ki: Dünya, Hz. Nûh'un zamanındaki kadar hiç mâmur olmamıştı. İnsanlar o devirde olduğu kadar hiç ün kazanmamıştı. Herkes kendi adına güvenir, adıyla sanıyla övünür, sarhoş olurdu. Nûh (a.s) bu adı onlara söyledikçe onlar kabul etmemişlerdi. Bu adı hor görmüşlerdi. Çünkü görünüşe tapıyorlardı. Bu ad ise, mana denizinden coşmuş bir dalgaydı. Görünüşe tapanların gözleri bu adı göremezdi, gözlerinde o güç yoktu; bu adı görebilmek için yetmiş kez yıkanmaları gerekti: "Ancak temiz olanlar dokunabilirler ona." (Vâkıa, 56/79). Hz. Nûh onlara diyor ki: "Siz bu adın ne kadar yüce, ne kadar azîm olduğunu göremiyorsanız, gözlerinizi gözyaşlarıyla yıkayın, feryâd ü figân ederek ağlayın da körlüğünüzü, görüşten mahrum olduğunuzu anlayın. Siz ağlayıp feryâd edemezseniz ben size ağlayayım, ben feryâd edeyim. Çünkü Allahü Teâlâ, size ağladığım, feryâd ettiğim için benim adımı "Nûh (nevha eden, ağlayan)" taktı. Şu anda sizin hakikatleriniz helak suyuna batmış, boğulmuş olduğundan, kurtulursunuz umuduyla size ağlayacağım, sizin için feryâd edeceğim. Hani hastaya ölüm yaklaştığı vakit feryâd eder, ama yaşayacağından da umudunu kesmez ya, onun gibi işte. Bu helak oluş, bu yok olup gidiş tufanıdır. Ben görüyorum, fakat siz görmüyorsunuz. Gittikçe yaklaşıyor, yüzlerinize dokunuyor. Ben geminin içindeyim ama yine de feryâd etmedeyim. Yalnız bu seferki feryâdım umutsuz bir feryâd!" "Sulara boğuldular da ateşe atıldılar; derken Allah'tan başka bir yardımcı da bulamadılar." (Nûh, 71/ 25). Yani bu adı hor tuttular, bu ada hürmet etmediler. Bu adın devlet tellalı olan Hz. Nuh'a bakmadılar bile. Sonunda bu adın üstünlüğü onları kahretti, adlarını sanlarını batırdı gitti. "Böylece zulmeden kavmin kökü kesildi ve âlemlerin rabbi olan Allah'a hamd olsun!" (En'âm, 6/45).

"Bismillâhirrahmânirrahîm" sözü, öyle bir padişahın adını taşır ki, kulların kurtuluşları onun rızasına mâtuftur. Kimde bir üstünlük varsa onun lütfunun, ihsanının feyziyledir. Kimde bir alçalış varsa onun adâletinin tecellîsi yüzündendir. Âlemin ayakta kalması onun irâdesindedir. İnsanların yok olması onun isteğiyledir. Nerede üstün bir kişi varsa, onun kerem elbisesini giyinmiş, bezenmiştir de o yüzden üstündür. Nerede bir alçalmış kişi varsa, onun kahrına uğramıştır da o yüzden alçalmıştır. Bazılarının bellerine bağladıkları incecik zünnârın örgüleri arasında şu ses duyulur: "O'dur üstün olan, her şeye gücü yeten." Âriflerin omuzlarına sarkan taylasanın örgüsünden de şu ses işitilir: "O'dur lütfu bol ve her şeyden haberdâr olan." (En'âm,6/103). "Bismillah" sözü, öyle bir sözdür ki, Hz. Süleyman'ın zamanındaki İblis'in vesvese elinden Belkıs'ı kurtaran odur.

Her işe Allah'ın adıyla girişmek lâzım

Ki, odur kullarına fâtih-i bâb-ı esbâb

Râzıyım rahmetine, âtıfet ü şefkatine

Çünkü ihsân-ı ilâhîsine yok hadd ü hesâb

Ben O'nun mağfiret ü rahmetini çok umarım

Günâhım affeder, elbette O'dur et-Tevvâb.

Ey gaflet uykusuyla ömrünü veren yele

Bu hevâya tapma tâ ne zamana kadar? söyle

Açmışsın herkes için cevr ü cefâ-yı ebvâbı

Kapadın herkese ebvâb-ı vefâyı böyle

Hak seninle hani akdetmiş idi bir mîsâk

Yakışır mı veresin ahd-ı ilâhîyi yele

Her zaman renc ü cefâda ne edersin şikâyet

Fakirlik getirir mâsiyet elbette ele

Çekme beyhûde yere hasret-i dil, fâide yok

Bin bir zahmetle girsen de mezâr-ı eleme.

“Bismillah” öyle bir addır ki onun gücüyle İmran oğlu Mûsâ, Rahman’ın salavatı üzerine olsun, Firavun’un yüz bin kılıçlı, yüz bin mızraklı, demirler ezen ateş toynaklı ordusunu bir asâyla altüst etmiştir.

“Bismillah” öyle bir addır ki onunla İmran oğlu Mûsâ, İsrâil oğullarının geçmesi için denizde on iki ana yol açmış ve denizden toz kaldırmıştır.

“Bismillah” öyle bir addır ki Meryem oğlu İsâ onu ölüye okumuş da ölü dirilmiş, başını mezardan kaldırmış, bu adın heybetinden saçı ağarmıştır.

EY, MÜNKER VE NEKİR’İN MEZARDA SORU SORACAĞINI İNKÂR EDEN! İSÂ’NIN SESİYLE ÖLÜNÜN MEZARDAN KALKIŞINA DAİR KISSAYI İNKÂR MI EDİYORSUN YOKSA? MÜNKER VE NEKİR’İN SESİYLE ÖLÜ NİÇİN KEFENDEN BAŞINI ÇIKARIP CEVAP VERMESİN?

“Bismillah” öyle bir addır ki her gün bir çok topal, dertli, hasta ve kör, İsâ’ın, selam üzerine olsun, kilisesine her sabah toplanır, İsâ evrâdını bitirince çıkıp bu kutlu adı onlara okurdu da hepsi de tam bir sağlık ve kuvvetle hastalıksız olarak evlerinin yolunu tutardı.

“Bismillah”, öyle bir addır ki Mustafa, selam üzerine olsun, dolunaylı gecede Kâbe’nin etrafını tavâf ederken –Mekke’de aşırı sıcak yüzünden çoğu insan gece dolaşırdı- Ebû Cehil onu görüp de öfkelenmiş, hasedi kabarıp köpürmüş de, “Allah bilir, bu büyücü yine ne hile peşinde?” demişti. Mustafa, selam üzerine olsun, ise ona “Hile nerde, ben nerde? Ben insanları senin gibi sapıkların hile ve tuzaklarından kurtarmak için geldim.” diye şefkat yollu bir cevap vermişti. Ebu Cehil, “Büyücü değilsen, avucumda ne olduğunu söyle.” demişti. O, avucuna kasıtlı olarak çakıl taşları almıştı. Emin Cebrâil yetişip demişti ki “Ey Muhammed, Hak sana ‘Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerine olsun ey peygamber’ selam iletiyor ve diyor ki ‘Sana büyücü deseler de aldırma. Biz sana güzel adlar koyduk.’ Bunların kimilerini insanlara söyledik, kimilerini de insanların anlama güçleri olmadığı için söylemedik: “İnsanlarla akılları ölçüsünce konuş.” O kim oluyor da sana ad koyuyor? Köleye ad koymak efendinin kârıdır. Dışardan gelmiş aşağılık köleye mi kalmış efendiye ve efendi oğluna ad koymak? Onun koyduğu adı onun kendi boynuna asarlar da cehenneme yollarlar. Avucumda ne var diye seni sınıyor. Ona cevap olarak de ki hangisini istersin? Avucunda ne olduğunu söylememi mi, yoksa senin avucunda olanın benim ne olduğumu söylemesini mi? Mustafa, selam üzerine olsun, “Rahman, rahim Allah’ın adıyla” deyip bu kutlu adı dile getirerek onu cevapladı. Ebû Cehil dedi, “Hayır. Benim avucumda olanın senin ne olduğunu söylemesi daha güçlüdür.” Allah’ın tertemiz adı sayesinde Ebû Cehil’in elindeki her bir taş parçası dile geldi: “Allah’tan başka ilah yoktur, Muhammed, Allah’ın elçisidir.” [Bunun üzerine] bir grup insan iman getirdi. Ebû Cehil, söylediğine çok pişman olup öfkesinden çakıl taşlarını yere çaldı ve “Gördün mü” dedi, “kendi elimle ne yaptım? Ebû Cehil’in kimi arkadaşları kendisine dediler, “Sihir yere etki eder de göğe etki etmez. Gel, onu bununla sınayalım.” Gelip dediler, “Bu yaptığın sihir değil hakikatse ve Allah’tansa şu dolunayı yar. Çünkü sihir göğe etki etmez.” Emin Cebrâil, anında yetişip dedi, “Endişelenme. Ezelî ve ebedî kadîm Rabbimizin kutlu adını anıp ‘Rahman ve rahim Allah’ın adıyla’ de. Şu iki kutlu parmağını birbirinden ayrı tut da kudretimizi görsünler.” O da öyle yaptı ve “Saat yaklaştı ve ay yarıldı” hükmü üzere ay anında iki parça oldu. Bir yarısı Peygamber’in sağdaki parmağına doğru, bir yarısı da soldaki parmağına doğru gidiyordu. Korkunç bir ses geliyordu. Öyle ki şehirde ve çölde binlerce hayvan öldü. Geri kalan hayvanlar da ot yiyemez olmuş titriyordu. Birçok insan hastalandı. Kimilerinin karınları kanla doldu. Hepsi, “Anlattığın Allah aşkına çabuk ayın parçalarını birleştir ve eski durumuna getirip düzelt. Yoksa anında bütün dünya altüst olur.” Peygamber, selam üzerine olsun, “Rahman ve rahim Allah’ın adıyla” diyerek yine bu kutlu adı andı ve iki parmağını bitiştirdi. Allah’ın emri ve bu cana can katan adın bereketiyle ayın iki parçası birleşti. [Böylece] bir grup insan daha iman getirdi. Ebû Cehil’in üzüntüsü daha bir arttı. Kendini kaybetti. İnatla kendini toparlayarak dedi, “Bu doğruysa göz ve kulak yanıltma ve akıl çeldirme olmamalı. Başka şehirlerin de bundan haberi olmalı.” Bu olaydan sonra dünyanın her yanından, ulaklar, kervanlar, elçiler ve mektuplar geliyordu. “Bu olay neyin nesi? Gökteki ay yarıldı. ‘Gökleri ve yeri yaratan*1’ bu kubbede bu iki mumu ‘Güneşi ışıklı, ayı parlak kıldı*2’ hükmünce tutuşturup karanlıkların perdesini bu iki mücevherin ateşiyle yaktığından beri atalarımızdan, dedelerimizden hiç kimse bu tuhaf ve garip olaya benzer olayı kesinlikle anlatmamış ve hiçbir kitap buna benzer bir olay yazmamıştır.” diyorlardı. Etraftan mektup üstüne mektup geliyordu. Ebû Cehil ve benzerlerinin yüzü “Kalplerinde hastalık olanlarınsa pisliklerini kat kat artırır*3” hükmünce her an daha bir kararıyordu. İman etmiş olanların yürekleri ve imanlarıysa “İmanlarına iman katsınlar diye...*4“ her geçen gün daha bir güçleniyordu.

“Ay ışık saçar, köpekse havlar
Ayın ne suçu var? Köpeğin huyu böyle.
Göğün sütunları ışık alır aydan
Yerde diken dibindeki köpek de kim?”

*1-)Kur’an, Yûsuf (12), 101 ve başka ayetler.
*2-)Kur’an, Yunus (10), 5.
*3-)Kur’an, Tevbe (9), 125.
*4-)Kur’an, Fetih (48), 4.

 Mecâlis-i Seb’a

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.