15 Nisan 2020 Çarşamba

Şeyh Gâlib: Dîvân Edebiyatının Zirvesi ve Mevlevî Yolunun Aşığı

Galata Mevlevîhânesi’nde Şeyh Gâlib’in türbesine ait giriş tabelası

Dîvân edebiyatı denince akla ilk gelen isimlerden biri Şeyh Gâlib’tir. Ancak onun yalnızca bir şair değil, aynı zamanda derin bir mutasavvıf ve Mevlevî yolunun önde gelen temsilcilerinden biri olduğunu bilenler azdır. Bu yazıda, Şeyh Gâlib’in ilham verici hayatını, eserlerini ve tasavvufi mirasını, gönülden bir üslupla keşfedeceğiz.
Mevlevî Bir Ailenin Mirası

Tam adıyla Şeyh Mehmed Es’ad Gâlib Dede, 1171 (1757-58) yılında İstanbul’da, Yenikapı Mevlevîhânesi civarında dünyaya geldi. Doğumuna “eser-i aşk” ve “cezbet’ullah” sözleri tarih düşülmüştür. Kendisi bu anlamlı anı Dîvân’ında şu dizelerle ifade eder:
Kim kâdir-i ilâc eylemeğe hükm-i kaderdir
Târih imiş Gâlib-i zârın eser-i aşk
Babası Mustafa Reşîd Efendi ve dedesi Mehmed Efendi, Mevlevî yoluna bağlıydı. Babទ: Babası, Safiyullah Mûsâ Dede’den Mevlevî külâhı giymiş, dedesi ise Peçevî Arif Ahmed Dede’den el almıştı. Bu nedenle Şeyh Gâlib için “Mevlevî oğlu Mevlevî” denir. Annesi Emine Hatun hakkında fazla bilgi bulunmasa da, Gâlib’in manevi yolculuğu ailesinin bu derin tasavvufi köklerinden beslenmiştir.
Eğitim ve Şairlik Yolculuğu

Şeyh Gâlib, ilk eğitimini babasından aldı ve Şâhidî Manzumesini okuyarak ilimle tanıştı. Farsça bilmemesine rağmen genç yaşta şiir yeteneğini geliştirdi. Hoca Neş’et’e intisap ederek Mesnevî okudu ve şiir yazma tutkusunu ateşledi. Edebiyat, musiki ve tasavvuf alanında Mevlevî büyüklerinin sohbetlerinden feyz alarak kendini yetiştirdi. İlk mahlası “Es’ad”ı Hoca Neş’et’ten aldı, ancak daha sonra diğer şairlerle karışmamak için “Gâlib” mahlasını benimsedi.
Henüz 24 yaşında, 1195 (1780) yılında Dîvân’ını tertip etti. İki yıl sonra, 1197 (1782-83) tarihinde ise başyapıtı Hüsn ü Aşk’ı kaleme aldı. Hüsn ü Aşk’ın yazılış öyküsü oldukça ilginçtir. Sadettin Nüzhet Ergun’un Şeyh Gâlib Hayatı ve Eserleri adlı eserine göre, Gâlib bir mecliste Nâbî’nin Hayrâbâd adlı eserinin abartıldığını düşünerek, “Bundan daha iyisini yazabilirim,” dedi. Bu iddia üzerine, 26 yaşında, altı ay gibi kısa bir sürede Hüsn ü Aşk’ı tamamladı ve eserin sonuna “Hitâmühü’l-misk” (1197/1782-83) tarihini düşerek bu başarısını taçlandırdı.
Mevlevî Yolunda Çile ve Şeyhlik

Şeyh Gâlib, Mevlevî köklerinden gelen derin muhabbetle Hz. Mevlânâ’ya bağlıydı. Konya’daki Mevlânâ Dergâhı’nda çileye soyundu, ancak babasının ısrarı ve Konya Çelebisi’nin tavsiyesiyle çilesini tamamlamak için İstanbul’a döndü. Yenikapı Mevlevîhânesi’nde, Ali Nutkî Dede’nin meşihatı döneminde üç yılda çilesini tamamladı. Ardından “dede” ve “hücrenîşin” oldu. Çile süresince şiir yazmayı bıraksa da sonrasında şiir ve tasavvuf eserleri üretmeye devam etti.
Eserleri: Dîvân’dan Hüsn ü Aşk’a
Şeyh Gâlib’in eserleri, Dîvân edebiyatının en seçkin örneklerindendir. Başlıca eserleri şunlardır:
- Dîvân: 124 sayfa kaside, 164 sayfa gazel ve 92 sayfa Hüsn ü Aşk mesnevîsinden oluşan 380 sayfalık bir şaheser.
- Hüsn ü Aşk: 2101 beyitten oluşan bu mesnevî, Şeyh Gâlib’in en ünlü eseridir. Tasavvufi aşkı sembolik bir hikâye üzerinden anlatır.
- Es-Sohbetü’s-Sâfiyye: Kösec Ahmed Dede’nin Er Risâletü’l-Behiyye adlı eserine yazılmış bir taşhiye. Ahmet Remzi Dede tarafından Türkçeye çevrildi.
- Şerh-i Cezîre-i Mesnevî: Yusuf Sîne-çâk’ın Cezîre-i Mesnevî eserine yazdığı şerh.
- Tezkire-i Şuarâ-yı Mevleviyye: Mevlevî şairlerin hayatlarını ve şiirlerini tanıtan bir eser. Şeyh Gâlib, bu müsveddeyi en sevdiği dervişi Esrar Dede’ye emanet etti; Esrar Dede de eseri tamamlayarak bugünkü haline getirdi.
Esrar Dede ile Dostluğu

Şeyh Gâlib denince Esrar Dede, Esrar Dede denince Şeyh Gâlib anılır. Esrar Dede (H. 1162/M. 1748), İstanbul Sütlüce’de doğdu. Medrese eğitimi sırasında Şeyh Gâlib’in şöhretini duyarak Galata Mevlevîhânesi’ne gitti. 39 yaşında Mevlevî tarikatına giren Esrar Dede, “Esrar” mahlasını burada aldı. Şeyh Gâlib’in şeyhliği döneminde (H. 1205/M. 1791) onun en yakın dervişi oldu. Esrar Dede, Tezkire-i Şuarâ-yı Mevleviyye ve Fütüvvetnâme eserlerini yazdı, ancak H. 1211/M. 1796’da, 49 yaşında vefat etti. Galata Mevlevîhânesi bahçesine, Fasih Ahmed Dede’nin yanına defnedildi.
Esrar Dede’nin vefatı, Şeyh Gâlib’i derinden etkiledi. Annesinin vefatından sonra bu kayıp, onu büyük bir hüzne boğdu. Bu acıyla kaleme aldığı mersiye, Dîvân edebiyatının en dokunaklı eserlerinden biridir:
Kan ağlasın bu dîde-i dür-bârım ağlasun
Ansun benim o yâr-ı vefâ-dârum ağlasun
Çeşm ü dehân u ârız u ruhsârum ağlasun
Baştan başa bu cism-i siyeh-kârım ağlasun
Ağyârım ağlasun bana hem yârüm ağlasun
Gûş eyleyen hikâyet-i Esrâr'um ağlasun
Nâdîde bir güher telef itdüm dirîg u âh
Hâk içre defn idüp geri gitdüm dirîg u âh
Zât-ı şerîfî âleme bir yâdigâr idi
Fakr u fenâ vü aşk u hüner ber-karâr idi
Her şeb misâl-i şem' benümle yanar idi
Sâye gibi yanımda enîs-i nehâr idi
Hakkâ tamâm âşık idi yâr-ı gâr idi
Birkaç zamân mu’ammer olaydı ne var idi
Allah virdi aldı yine kurb-i Hazrete
Biz kalduk intizâr ile rûz-i kıyâmete
Âhir nefeste sohbeti oldu mahabbet âh
Bir yâre urdu bağrıma âh derd-i fürkat âh
Gelmezdi hîç kalb-i fakire bu sûret âh
Ey kâş etmeyeydim o âşıkla sohbet âh
Yakmazdı belki cânımı bu nâr-ı hasret âh
Telh etdi kâmumı o zehirnâk şerbet âh
Eyvâh elden o gül-i handânum aldı mevt
Esrâr'um aldı cümle dil ü cânum aldı mevt
Olsun mübârek ol mehe kabr-i sa’âdeti
Mevlâ müyesser ide makâm-ı şefâati
Bitmiş ne çâre dâne vü gelmişdi sâ’ati
Dehrin budur hemîşe muhîbbâna âdeti
Tefrîk içündür itse de ızhâr vuslatı
Zehri yudulmaz ağza alınmaz harâreti
Ben gördüğüm bu dâr-ı fenânun fenâsıdır
Bâkî Hudâ rızâsı bekâ Hâk bekâsıdur
Meydân-ı Mevlevî’de nişân âşikâr idüp
Pervâz iderdi şevk ile Ankâ şikâr idüp
Eylerdi nây u defle semâ' âh u zâr idüp
Bulmuşdu kân-ı matlabı Hak'da karâr idüp
Almışdı müjde kûyuna yârın güzâr idüp
Gitdi ne çâre Gâlib'i hasretle bâr idüp
Olsun visâl-i hazret-i pîrânla kâm-yâb
Kıldı karîn-i kabri Fasîh-i felek-cenâb
Vefatı ve Mirası

Şeyh Gâlib, H. 1213/M. 1799’da, 42 yaşında, bir kandil günü sabahı vefat etti. Annesi ve Esrar Dede’nin kayıplarının ardından vereme yakalandığı söylenir. Cenazesi, Galata Mevlevîhânesi’nde, İsmail Rusûhî Ankaravî’nin ayakucuna defnedildi. Babası Mustafa Reşîd Efendi, oğlunun gaslinde, “Ah oğul, o tahtaya o kara sakal yakışmıyor!” diyerek gözyaşı döktü.
Şeyh Gâlib’in şiirleri, Dîvân edebiyatının incileridir. Her biri birer sanat eseri olan bu dizeler, onun tasavvufi derinliğini ve şairane ruhunu yansıtır. Onun eserlerini okuyarak bu eşsiz mirası keşfetmenizi öneririm. İşte Şeyh Gâlib’in gönülleri titreten birkaç şiiri:

    Gün olur ey meh-i nâzım bu sabâhat da geçer
    Bizi hicranda koyan bu şeb-i hayret de geçer

    Vâsıl-ı evc-i kabûl eyle recâmız yohsa
    Yerde kalmaz sanma âh-ı felâket de geçer

    Nâ-hudâ Nûh-ı nebî olduğu dem şek yokdur
    Gavta-i varta-i Tûfan bu nevbet de geçer

    Hat gelip leşker-i hüsnü geçicek dildârın
    Dili muğber eden ol kîne vü nahvet de geçer

    Sâf kıl âyîne-i sînemi nîk-ü bedden
    Tab’a âmed-şud eden suret-i hayret de geçer

    Çekilenler kalur Es’ad bu cihan içre hemân
    Vakt-i şâdî de gelir mevsîm-i mihnet de geçer

   ——————————————————

    Cihânda nice sır var kimse bilmez
    Bilinmek olsa da farza denilmez

    Ya ber-dâr olmalı yâ hişten-dâr
    Ve illa halka hak söz söylenilmez

    Bulur herkes cezâsın bîş ü kem hep
    Eğer cev ekseler gendüm biçilmez

    Yeter aşk-ı Hudâ’dan bir içim su
    Bütün deryâ içilmez hem geçilmez

    Mesledir bu suhan âlemde hakkâ
    Ki ârifler gözünden gizlenilmez

    Muhassal tavr-ı pîşîn üzre  Gâlib
    Nazımda bundan alâ dür dizilmez


  ———————————————————

    MÜSEDDES


    O mehin meclîsi reşk-âver-i hurşîd olsun

    Sâyesi hâb-geh-i çeşm-i sitem-dîd olsun

    Gâhîce bâri gönül nâil-i ümmîd olsun

    Varalım bezmine vuslat yine tecdîd olsun

    Gecemiz kadr-i mübârek günümüz îd olsun


    Mey-perestân olıcak bang zeni yâ mâ’bûd

    Eylesin kulkul-ı mînâ dahî âheng-i sürûd

    Derd-i aşkı beni kılsın müteselli hoşnûd

    Mest olup bâde-i nahvetle dil-i fakr-âlûd

    Görelim âlem-i endîşede Cemşîd olsun


    Gamzesi câna yakın kâfir-i câdü-fikret 

    Ârızı âteş-i sâd-hırmen-i akl u fıtrat

    Nergisi vâkıf-ı her neş’e vü her keyfiyyet

    Gerçi tâkrîr-i merâm etmeğe yokdur hâcet

    Bâis-i âh ü figânım buna te’kîd olsun


    Düşmesin murg-ı hevâ sehv ile dam-ı kesele

    Beste dil kalmayalım rişte-i tûl-i emele

    Neş’emiz yoğsa dahî aşkı hakîkatte hele

    Feyz-i hikmetle alup sâgar-ı sahbâyı hele

    İçelim mey sevelim dil-beri taklîd olsun


    Tutdu Gâlib katı çok rûze-i derd ü elemin

    Kalmadı tâb ü tüvân çekmeğe cevr ü sitemin

    Yeter ey şeh yeter ağyâr-ı denî sürdü denim

    Görelim biz de meh-i lutf ile mihr-i keremin 

    Gecemiz Kad-i Mübarek günümüz îd olsun 


MESNEVÎ'DEN HİKAYELER - STORIES FROM THE MATHNAWİ


The Story Of The Greengrocer And The Parrot And The Parrot's Spilling  The Oil In The Shop




------






Daha başka hikayeleri ve Hz. Mevlana ile ilgili çeşitli paylaşımları blogtan bulabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.