3 Eylül 2017 Pazar

Habîb-i Acemî Hazretleri: Tefeciyken Velî Olan Âşık | Silsile-i Mevleviyye (3)

 
Hz. Habib-i Acemi, Silsile-i Mevleviyye (3)

    HABÎB-İ ACEMÎ HZ. (v. 130/747-48)
    Zamanında faiz yiyen, tefecilik yapan, insanları azarlayan, birçok kötü haslete sahip bir ziyankâr iken…

    Başına gelen bir olayla tevbe edip doğru yolu bulan, Hasan-ı Basrî Hazretleri’nin (ks) huzurunda derviş olan bir Allah dostu: Habîb-i Acemî (ks).
    Evet, o A’cemî’dir ama Habîb’dir…

    Âşıktır.    Tefecilikten Tövbeye Uzanan O Büyük Olay    Basra’da geçimini ticaret ve maalesef tefecilikle sağlayan Habîb-i Acemî (ks), her gün borçluların peşinde koşar, alacağını tahsil edemezse “ayak parası” alır, öyle geçinirdi.Bir gün yine borç tahsiline gitmiş, borçluyu evde bulamamıştı. Adamın hanımı:
    “Sana verecek bir şeyim yok, sadece bayatlamış bir hayvan boynu var. Zahmet ettin, istersen onu al” dedi.
    Habîb-i Acemî kabul etti, aldı, eve getirdi. Hanımına “Pişir” dedi.
    Hanımı:

    “Ne odun var ne ekmek…”
    Habîb aynı hileyle ekmek ve odun da getirtti. Yemek pişerken kapıya bir dilenci geldi. Habîb sertçe çıkıştı:

    “Bunca zamandır sana veriyoruz, sen zengin olmadın ama biz fakir olduk!”
    Dilenci üzgün döndü gitti.    Hanımı kazana bakınca bir de ne görsün: Yemek kan olmuş!

    “Gel gör, dilenciye bağırdın, uğursuzluk oldu!” dedi.
    O an Habîb’in (ks) kalbine ateş düştü. Pişmanlık sardı her yanını.    Çocukların “Tefeci Habîb’in Tozu Bulaşmasın” Sözü ve Tövbe    Ertesi gün, Cuma günüydü. Hasan-ı Basrî Hazretleri’nin (ks) meclisine gitmeye karar verdi.Yolda çocuklar oynuyordu. Habîb geçerken birbirlerine:

    “Uzaklaşın çocuklar! Tefeci Habîb’in tozu bize bulaşmasın, yoksa onun gibi bedbaht oluruz!” diye bağrıştılar.
    Bu söz yüreğine hançer gibi saplandı.
    Hasan-ı Basrî’nin (ks) sohbetine katıldı. O nurani çehre, o tatlı kelâm… Kalbi eridi, orada tövbe etti. Eski Habîb’ten eser kalmadı.    “Kimin Bana Borcu Varsa Gelsin Senedini Alsın!”    Artık yeni bir Habîb vardı. İlk işi:
Basra sokaklarında tellal bağırtmak:

    “Kimin Habîb’e borcu varsa gelsin, senedini alsın!”
    Bütün borçları affetti, senetleri iade etti. Evindeki malları fakirlere dağıttı. Elinde avucunda hiçbir şey kalmayınca, kapısına gelen birine hanımının çarşafını bile verdi.    Allah’ın Keremi: 3 Hamal ve Güzel Yüzlü Genç    Günlerini Fırat kenarında yaptırdığı zaviyede ibadetle geçirmeye başladı. Artık ticareti bırakmış, sadece Allah’a kul olmuştu.
    Bir gün hanımı: “Evde erzak kalmadı” dedi.

    Habîb sabahladı, çare düşünüyordu.On gün geçti. Onuncu gün endişeli endişeli eve dönerken…
Kapıda mis gibi yemek kokuları!
Meğer eve üç hamal ve güzel yüzlü bir genç gelmiş. Biri yağ, biri bal, biri et, gençte 300 dirhem altın getirmiş. Genç hanıma:

    “Bunları Habîb’in işvereni gönderdi. Ayrıca de ki: ‘Habîb işini artırırsa, biz de ücretini artırırız.’”
    Habîb eve girince hanımı sevinçle anlattı. Habîb-i Acemî (ks) şaşkın:

    “Acayip şey! On gün çalıştım, bu iyiliği yaptı… Daha fazla çalışsam acaba ne yapar?”    Hazret-i Mevlâna’nın Dilinden Hikmet    Mevlâna Hazretleri (ks) bu hâli şöyle anlatır:
    “Çoluk çocuk nimetleri sayıp duruyor, evi incilerle doldurduk diye seviniyorlardı. Habîb sanıyordu ki alay ediyorlar. Tam ‘Darılmayın bana’ diyecekti ki, mekânsızlık tarafından bir ses geldi:
    ‘Ey Habîb’imiz! Bütün o altınlar, inciler, kumaşlar, koyunlar senin kulluğunun karşılığı değil… Onlar, çoluk çocuğunun nefis köpeklerinin önüne attığımız bir kemiktir. O kemikle oyalansınlar da seni namazdan, bizi anmaktan alıkoymasınlar!’”
    Yani: Dünyayı isteyene dünya, âhireti isteyene âhiret… Habîb âhireti istedi, Allah da eşini dünyalığa dalıp onu gaflete düşmekten korudu, rızkı doğrudan gönderdi.    “Dilimiz A’cemî, Kalbimiz Arabî”    Habîb-i Acemî (ks) Kur’ân’ı çok sever, okur ve dinlerken hep ağlardı. Arapçayı tam kıraat edemediği için “A’cemî” demişlerdi.
    “Sen Arap değilsin, anlamıyorsun, niye ağlıyorsun?” dediler.
    Cevabı tarihe geçti:

    “Evet, lisanım A’cemî’dir ama kalbim Arabî’dir.”
    Bir Hak eri rüyasında sordu: “Bu A’cemî bu mertebeye nasıl erişti?”

    Hâtiften ses geldi:

    “Evet, A’cemî’dir ama Habîb’dir… Âşıktır!”    Doğru Sözüyle Hasan-ı Basrî’yi Kurtaran Adam    Haccâc’ın adamları Hasan-ı Basrî’yi (ks) arıyordu. O da Habîb’in zaviyesine sığındı. Adamlar geldi:

    “Hasan nerede?”

    Habîb: “Zaviyededir.”
    Adamlar girdiler, aradılar, bulamadılar. Çıkıp Habîb’e kızdılar: “Hepiniz yalancısınız!”
    Habîb (ks):

    “Oradadır, siz görmediyseniz ben ne yapayım?”
    Sonra Hasan-ı Basrî (ks) çıktı:

    “Ey Habîb, neden yerimi söyledin?”

    Habîb:

    “Ey üstadım! Ben doğru söylediğim için kurtuldun. Yalanı olsaydı ikimiz de helâk olurduk."  
    "Ne okudun da beni göremediler?”
    “10 Âyetü’l-kürsî, 10 Amene’r-resûlü, 10 İhlâs okudum ve dedim ki:
‘İlâhî! Hasan’ı sana emanet ettim, muhafaza buyur!’”
    30 Sene Yüzünü Görmediği Cariyesi    Evinde 30 senedir bir câriye vardı. Hiç yüzüne tam bakmamıştı. Bir gün:

    “Ey mestûre! Câriyemi çağır” dedi.

    Câriye: “Benim ya Habîb, 30 senedir burdayım, hâlâ bilmez misin?”
    Habîb (ks):

    “Otuz senedir O’ndan başkasına bakmaya cür’et edemedim ki…”    Son Sözleri
  • “Çocukların cevizle oynadığı gibi, İblis de kurrâ ve nâsiklerle (Kur’ân okuyan ve namaz kılanlarla) oynamakta!”
  • “Boş durmayınız, ölüm peşinizde!”
  • “Kişi için asıl saadet, öldüğü zaman günahlarının da kendisiyle birlikte ölmesidir.”
    Allah Habîb-i Acemî Hazretleri’nin (ks) şefaatine nail eylesin âmin.

MESNEVÎ'DEN HİKAYELER - STORIES FROM THE MATHNAWİ