26 Nisan 2016 Salı

Necmeddîn-i Kübrâ: Hayatı, Menkıbeleri ve Tasavvufi Hikmetleri

   

Necmeddin-i Kübra Türbesi/Hive
    Türklerin İslam ve tasavvufla tanışmasında öncü olan tarikatlardan biri de Kübrevîliktir. Bu tarikatın pîri, Harezm’de şehadet mertebesine ulaşan ve Bahaeddîn Veled hazretlerinin mürşidi olan Şeyh Necmeddîn-i Kübrâ’dır. Onun ilim, irfan ve mücadeleyle dolu hayatı, Anadolu’nun manevi dünyasını aydınlatan bir nur olmuştur. Bu yazıda, Necmeddîn-i Kübrâ’nın hayatını, menkıbelerini ve hikmetli sözlerini keşfedeceğiz.

    Hayatı: İlim ve İrfan Yolcusu

    Necmeddîn-i Kübrâ, 540/1145 yılında Harezm’e bağlı Hîve’de doğdu. Asıl adı Ahmed b. Ömer Hayukî olup, Ebülcenab ve Velî-i Tıraş gibi künyeleriyle bilinir. Lakabı “Kübrâ”, gençlik yıllarında girdiği ilmî tartışmalarda üstün başarı göstermesinden gelir. “Tammet’ül-Kübrâ” (Nâziât, 79/34) ifadesinden türetilen bu lakap, “büyük sarsıcı olay” anlamına gelir ve zamanla sadece “Kübrâ” olarak kalmıştır. “Necmeddîn” ise “dinin yıldızı” manasına gelir.

    İlim ve irfanla dolu bir ailede yetişen Necmeddîn-i Kübrâ, babasının âlimliği ve annesinin salihliğiyle sağlam bir temel edindi. Gençlik yıllarında çevresine ayet ve hadis öğreterek ilimle meşgul oldu. Ancak ilim aşkı onu Harezm’den uzaklara, İsfahan, Hemedan ve İskenderiye gibi ilim merkezlerine taşıdı. Hemedan ve İskenderiye’de hadis icazeti aldı. Bir rüyada Peygamber Efendimizi (s.a.v.) görmesi, onun tasavvufa yönelmesine vesile oldu. Rüyasında Peygamber’den “Ebülcenab” künyesini alarak dünyadan el etek çekme yoluna adım attı.

    Tasavvufa Yolculuğu

    Necmeddîn-i Kübrâ, Mısır’da Ruzbihân-ı Kebîr’e intisap etti. Ancak ilk karşılaşmasında şeyhin az suyla abdest aldığını görünce şüpheye düştü. Şeyh, bu şüpheyi sezerek elindeki suyu onun yüzüne silkeledi ve Necmeddîn baygınlık geçirdi. Bu olayda şeyhin manevi yüksekliğini müşahede eden Necmeddîn, inkâr hastalığından kurtuldu. Ruzbihân-ı Kebîr’in kızı ile evlenerek iki oğul sahibi oldu.

    Daha sonra Tebriz’de hadis ilmi tahsil ederken Baba Ferec adında bir meczup velîyle tanıştı ve ona intisap etti. Baba Ferec, onun manevi hallerini yazmasını şeytanın bir oyunu olarak nitelendirerek engelledi. Ardından Hûzistan-Dezful’da İsmail Kasrî’ye intisap etti. Başlangıçta sema’ya karşı olan Necmeddîn, İsmail Kasrî’nin dergâhında sema’ya katılarak hastalığından kurtuldu ve sema’ın manevi bir yolculuk olduğunu anladı:

    “Sema’, âşık kalplerinin sükûnuna vesile, sâdık göğüslerinin sevincine sebep, sâliklerin derdine deva, şairlerin ruhuna gıdadır.”

    Harezm’de İrşad ve Şehadet

    Şeyhinin isteğiyle Hîve’ye dönen Necmeddîn-i Kübrâ, ömrünün kalanını halkı irşad ederek geçirdi. Şeyh Seyfeddîn Baharzi, Aynüzzaman Cemaleddin Geyli ve Baba Kemal Cündî gibi halifeler yetiştirdi. Ancak Moğol istilası Harezm’e ulaştığında, arkadaşlarına şehirden ayrılmalarını söyledi. Kendisi ise Harezm’i savunmak için kaldı. Moğollarla savaşırken göğsüne isabet eden bir okla ağır yaralandı, oku kendi eliyle çıkararak çarpışmaya devam etti. Sonunda şehadet mertebesine ulaştı. Rivayete göre, vefat ettiğinde bir Moğol askerinin saçını öyle sıkı tutmuştu ki, saç kesilene kadar kurtulamadı.

    Hikmetli Sözleri

    Necmeddîn-i Kübrâ’nın sözleri, tasavvufun derinliğini yansıtır:

    - “Sevgili dostum! İki gözünü kapa ve bak. Şayet hiçbir şey görmüyorum diyorsan, yanılıyorsun. Vücudunun karanlığı, basîretini örter. Görmek için mücâhede ile nefsi ve şeytanı uzaklaştır.”

    - “Nefs, kalp ve ruh tek bir şeydir. Sufiler, kötü olana nefs, temiz olana kalp, yakın olana ruh der. Kalp nefste, ruh kalpte, sır ruhtadır.”

    - “Muhabbetin sonu, aşkın başlangıcıdır. Aşkta âşık fâni olur, aşk Ma’şûk’ta fâni olur ve ortada sadece Allah kalır.”

    Menkıbelerden Bir Kesit: Halvet ve Hırka

    Bir gün halvette zikirle meşgulken şeytan, onu yazmaya teşvik etti. Necmeddîn, şeyhine danışarak bunun şeytanın bir tuzağı olduğunu anladı ve vazgeçti. Başka bir olayda, tasavvufa karşı bir âlim, hırkanın önemini sorguladı. Necmeddîn, hırkasının Rasûlullah’a (s.a.v.) uzanan bir silsileye dayandığını söyledi. Âlim bu cevabı inkâr edince, kısa süre sonra baş ağrısından vefat etti. Bu olay, hırkanın manevi değerini inkâr etmenin bedelini gösterdi.

    Son Söz

    Necmeddîn-i Kübrâ, ilmi, irfanı ve şehadetiyle tasavvufun yıldızlarından biri oldu. Kübrevîlik, onun rehberliğinde Anadolu’nun manevi iklimini şekillendirdi. Onun hayatı, bize mücâhede, teslimiyet ve Allah’a yakınlık yolunda ilham veriyor. Siz tasavvuf yolunda hangi adımları atıyorsunuz? Necmeddîn-i Kübrâ’nın hikmetlerinden en çok hangisi sizi etkiledi?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.